10 Temmuz 2009 Cuma

div id='SayacTurka'>
Sayac Ekle

08 Temmuz 2009 Çarşamba

TOKATLI MİRZA USTA

Tokat’lı Mirza Usta ( Çerioğlu)

Mirza usta ağabeyimin kayın pederi idi.

Benim tanıdığımda köprübaşının ilerisinde bulunan Fatih caddesinin sağ tarafında Eser tepe denilen mevkide kendi eliyle yaptığı iki katlı yığma bir evi vardı.
Evinden aşağı tarafta, Yazıcı oğlu caddesinin yakınına kadar gelen şeftali bahçeside onun idi.

Evinin altında bulunan camiyi kimsenin katkısını almadan, 1967 yıllarında şeftali bahçesini kadastrol olarak parselletip parça parça satarak yaptırmıştı.
İnşaatın ustası da, kalfası da, amelesi de kendisi idi.
Cami hizmete açıldıktan sonra caminin yeri gelir imamı, müezzini, temizlikçisi, sabahleyin ilk cemaati de Mirza usta idi.

Evden çıkıp çarşıya bazen birlikte giderdik.
Yolda karşılaştığı her insana selam verir, çocuklara da ayrı ilgi gösterirdi. Bazı tanıdığı dostları ile ayaküstü 5- 10 dakika sohbet ederdi.
Hiç durmadan yarım saatte gelinebilecek çarşıya 40- 50 dakikada ancak gelinirdi.
Bize de nasihat ederdi ki “oğlum karşılaştığın insana selam vermeden, selamını almadan geçme. Selamın büyük bir fazileti vardır.”

Evine gittiğimde hemen bir kitap getirir, kitaptan daha önce okutup dinlediği kısmı buldurur; ondan sonraki yerden itibaren kitabı okumamızı isterdi.
Evde bu kitap okuma işini yaptırdığı insanlar oğlu Hasan, iki damadı, torunları Mehmet, Ahmet; evine gittiğimde ben okurdum.
Okunulanı büyük bir zevk ile dinler, katkı yapması gereken yerlerde araya girer katkısını yapardı.
Okuyan yorulur, o dinlemekten bıkmazdı.

Mirza ustanın anlattığı Tokatta olmuş bir olay vardı:
Tokatta önceden tugay- tümen seviyesinde askeri birlik varmış.
Ali paşa camiinde de lafını esirgemeyen bir vaiz mevcut imiş.
Vaiz bir Cuma vaazında sosyal bir takım olayları gündeme getirerek vaazını yapmış.
Vaizi dinleyen cemaatten bazıları Ali Paşa camiinin vaizini görevlilere şikayet etmişler.
Bu şikayet Tokadın garnizon komutanı olan Paşaya kadar gitmiş.
Paşa bir gün şehrin ileri gelenleri ile birlikte çarşıda bir dükkanda otururken; bakmış Ali Paşa Camiinin vaizi önlerinden geçiyor.
Vaizi yanına çağırtarak bir sandalyeye oturtmuş.
Hal hatır sorduktan sonra vaize demiş ki:“ hoca efendi Cuma vaazındaki söylediklerin şikayet olarak bana iletildi.
Ben sana zarar vermem, ama sende burada her zaman benim gibi paşa bulamazsın.
Lütfen vaazına dikkat et. “ demiş.

Mirza ustayı en son olarak Pervane hamamının karşısında bulunan, Kültür müdürlüğünce korumaya alınmış olan evinde ziyaret ettim.
Hasta idi. Hafızası günü algılamıyor, geçmiş tamamen yerinde duruyordu.
Bir şey sorulduğunda o sorulanı değil, manevi veçhesi ile söylemek istediğini söylüyordu.
Kendisine dedim ki: “ Mirza emmi bahçene ne güzel camiyi yaptırdın. İnsanlar içinde namaz kılıyor.”
Cevap: “ Oğlum yapana değil yaptırana bak. Rabbim nasip etti ben vesile oldum”
Kendisinin içinde bulunduğu bizim göremediğimiz bir dünyası vardı. O dünya ile ilgili bir konuşma olduğunda konuşmaya kayıtsız kalıyor cevap vermiyordu.
Dünya ile ilgili ne sorarsanız sorun o kendi dünyasını anlatıyordu.

Bu ziyaretimden iki ay sonra Mirza Usta gerçek dünyasına taşındı.

Mekanı cennet olsun.


Mustafa yolcu
17.06.2009

TOKAT HATIRALARI-1

Tokat’a ilk defa 1966 Yılı Haziran ayında gitmiştim.
Ortaokul 1. sınıftan 2. sınıfa geçmiş, sınıfı geçmiş olmanın huzuru ile, ağabeyimi ziyarete gitmiştim.
Ağabeyim halen kanalın üzerinde bulunan TEDAŞ’ a ait trafoda tablocu olarak çalışıyor idi.
Memleketim olan Çorum’dan sonra tanıdığım ikinci şehirdi Tokat. Yeşil oluşu itibari ile memleketime benziyordu.

Ağabeyimin evi köprübaşının sağ tarafında bulunan Gümbet denilen semtte idi.
Tokat’a gelen otobüsler taş köprünün üzerinden geçerek şehre giriyor, stadın yakınında bulunan otobüs terminaline gidiyordu.

Köprübaşında belediye otobüsü durağı vardı ama; otobüs sık gelmediği için çarşıya yürüyerek gidiyordum.
Çarşıya taş köprüden geçerek gidiliyordu.
Köprünün üzerinden geçerken pırıl pırıl akan ırmağı, bir sürü ufak balığın ırmakta yüzüşünü seyretmeye doyum olmuyordu.
Köprü ayaklarının olduğu yerde su biraz daha derindi, orada daha çok balık olurdu.

Yolun sağında DSİ. nin alanı vardı. Bakımlı bahçesi, gülleri, çiçekleri yanından geçerken büyük zevk verirdi. Cimle kaplı bahçe alanı devamlı fıskiyeler ile sulanırdı.

Gazi Osman Paşanın Tokat’lı olduğunu Tokat’a gelince öğrendim. Onun adını taşıyan binalar vardı. Ali Paşa Camii, hamamı, Meydan camisi, diğer camiler, müzesi, kalesi her biri tarihi sergiliyordu. Her tarafı tarih doluydu.

Öğleyin Meydan camisinin yakınında cadde üzerinde yediğimiz Tokat kebabı ayrı bir lezzetti. Çarşıda olduğumuz her gün bıkmadan, usanmadan bu kebaptan yiyordum.

Müzenin yanındaki taş handa toptancı sebze hali vardı.
Kasalarla şeftaliler kamyonet, at arabası, eşeksırtında hale getirilir ve satılırdı. Halin içine girer, kasalar dolusu meyveleri zevkle seyrederdim.

Benim yöremde de hanımlar yazma dediğimiz örtüleri başlarına takarlardı. Yazmanın imalatı ise Tokat ta Pervane hamamı civarında yapılıyor idi. Yazmaların yapıldığı dükkanlara giderek nasıl yaptıklarını merakla görüp izledim.

Belediye binasının önünde boş bir arsa vardı. Burada önceden sinema binasının bulunduğunu, Tokadın yaşadığı bir depremde bu binanın tamamen yıkıldığını, yerine hiçbir bina yapılmadığını anlatmışlardı.

Sivas yolu üzerinde sağ tarafta eskiden santral binası olarak kullanılan binasın üst tarafında büyük bir su havuzu vardı. Hala duruyor mu bilmiyorum. Bu havuzun üst tarafına kanaldan su gelir, alt tarafından giderdi. Suyu çok soğuktu.
Bir cumartesi günü bu havuza yüzmeye gittik. Dışarısı sıcak, havuzun suyu soğuktu. Havuzda epeyce yüzdük. Akşam ağabeyimin bekar evine geldiğimde başımda ağrı ve üzerimde halsizlik başladı.
Ertesi günü ise ateşli olarak uyandım. Anlaşılan çok kötü üşütmüştüm. Ağabeyim eczaneden bana ilaç getirdi. İki gün sonra ancak ayağa kalkabilmiştim.

Daha sonra Tokat hatıralarıma devam edeceğim.

1.06.2009
Mustafa Yolcu - Ankara

ÇORUM VE LEBLEBİSİ

Leblebi Çorum ile özleşmiştir.
Çorum deyince akla LEBLEBİSİ gelmektedir.
Çorum kaynaklarına göre halen Çorumda 200 adet leblebici dükkanı bulunmaktadır.

3 asırlık leblebi gözyaşı ile Çorum'da doğmuştur.
Leblebiyi ilk bulan kişinin 3 asır önce yaşadığı söylenilen Seyyah Ahmedi Sever olduğuna inanılıyor.

Anlatılanlara göre leblebinin doğuşu şu şekilde olmuş:
''Ahmedi Sever adında bir seyyah varmış. Bu seyyah 19. asrın ortalarında bir ikindi namazı vaktinde düşünürken gözlerinden yaş akmış. Gözyaşları nohutların üzerine düşmüş. Gözyaşı damlası düşen nohutların kabarmaya başladığını gören Ahmedi Sever, onları ateşte kavurmuş. Daha sonra ise çeşitlendirerek bugünkü yediğimiz leblebiyi bulmuş.
Seyyah Ahmedi Sever, Çorum'dan sonra Ankara, Güdül ve pek çok yeri gezmiş.
Son olarak gittiği Sandıklı'da vefat etmiş. Mezarı da oradadır.
Seyyah, gittiği yerlerde leblebinin yapımını anlatmış.''

Çorumlu leblebiciler her yıl Ramazan Bayramından önce Arefe gününde ikindi namazı sonrası kentin en eski leblebici dükkanında toplanarak, Ahmedi Sever Efendi ile diğer ustalarını anarlar. Ve işlerinde bereket ve helal kazanç elde etmek için dua ederler.

Benim babamın sanatı da leblebicilik idi.
Babamın zamanından kalma evimizde koyun bağırsağından yapılmış dört ayrı kalbur vardı.
Leblebinin kalitelisi nasıl anlaşılır diye babama sorduğumda:
” Leblebiyi parmaklarının arasına alıp ezmeye çalışacaksın. Kolayca ezilirse o leblebi iyi leblebidir “ diye anlatmıştı.
Diğer bir hususta leblebi irilikte karışık olmayacak, aynı cins kalburun tane iriliğinde bulunacaktır.
Ne çok kavrulacak, ne açık sarı olacak, hafif koyu bir sarılığı sergileyecektir.
Farklı irilikte bulunan leblebiler farklı fiyat ile satılacaktır.

1980 li yıllarda Çorumda o kadar güzel leblebiler üretilirdi ki, iri iri tek kalburdan çıkmış, karanfil kokusu ile burçu burçu kokardı.

Uzun yıllardır bahsettiğim irilikteki leblebiyi memleketimde bulamıyorum.
Çoruma geldiğimde leblebi alırken her seferinde eski leblebilerin muhabbetini yaparım.
Niye eskiden olduğu gibi iri leblebi bulamıyoruz diye sorduğumda:
“ Eski nohutlar artık yok. O yüzden bahsettiğiniz leblebiyi üretemiyoruz “ diye cevap alıyorum.

Bu yazıyı yazmadan önce Balıkesir de internette sitesi de bulunan bir nohut satıcısını telefon ile aradım.
Kendisine iri nohut un bulunup bulunmadığını sordum.
Bana cevaben” Bizde her cins nohut mevcuttur. Fiyatları nohut cinsine göre değişiyor. Alıcı bize geldiğinde kendi hesabına göre nohudunu alır ve gider” diye cevap verdiler.

Bilhassa Samsun yolu üzerindeki leblebici dükkanları kaliteye çok önem vermelidirler.
O güzergahta öyle leblebiler satılıyor ki!..
Samsun tarafına giderken yolda durup leblebi almak istedim.
Avucuma aldığım leblebiye baktığımda üç dört adet elek iriliğinde leblebiler var.
Leblebiyi parmaklarımın arasına alıp ezmek istedim. Ezilmesi için birde mengene gerekiyor.
Dükkan sahibine bu durumları ilettiğimde bana içerden başka bir leblebi verdi.
O leblebiyi alarak gittim.

Yoldan geçerken güzel bir leblebi alan kişi gittiği yerde bu leblebiyi övünerek Çorumdan size leblebi getirdim diye hediye edecektir. Bu Çorum leblebisinin güzel reklamı olacaktır.
Kalitesiz bir leblebiyi alıp onu hediye götürdüğünde yüzü kızaracak, Çorumdan bir daha leblebi almadığı gibi, Çorum leblebisinin kötü reklamını yapacaktır.

Çorum ile özleşmiş olan LEBLEBİ’NİN kalitesi konusunda bir norm tutturulmalı,
Kaliteden taviz verilmemelidir.

Leblebicilik sanatının ihtiyaç duyduğu işgücünün temini için Halk Eğitim Merkezi düzenlediği kurslar ile sanatkar yetiştirilebilir.

En güzelide Çorum’da Endüstri Meslek lisesine Leblebicilik ile ilgili bir bölüm eklenip, müspet ilimler ile de teçhiz edilmiş sanatkar yetiştirilebilir.
Tabi bu ilk olacaktır. İlk olmak bazı sorunların çıkmasına neden olabilir.
Bunun örnekleri mevcuttur. Bazı bölgelerde yöresel sanatlar ile ilgili olarak Endüstri Meslek Liseleri açılmıştır.

Güzel leblebili günler dilerken bu sanatın üstadı Ahmedi Sever efendiyi rahmet ile anıyorum.

MUSTAFA YOLCU
25.6.2009

09 Haziran 2009 Salı

İktidarca Çok Kötü Yönetilen Mayınlı Arazi Konusu

Devletin elinde bilinmesi gereken her türlü bilgi ve malzeme mevcuttur.
Bu bilgileri kullanacak, uygulamasını yapacak olan teknisyenler mevcuttur.
Bütün bunları dokümantasyona bağlayacak olan araç ve gereçte mevcuttur.

Sınır boyunca araziye mayınlar TSK tarafından döşenmiş, döşenen mayınlar büyük bir ihtimal ile koordinatlı haritalara bağlanılmıştır.

Daha sonrada konjektürel olarak bütün ülkelerin döşedikleri mayınları temizlemesi karar altına alınmıştır.

Komşumuz Suriye döşediği mayınları temizlemiş, bizim sınırlarımızdaki mayınlar hala temizlenmemiştir.

Peki, bu mayınlar nasıl temizlenmeliydi:

Öncelikle bu mayınları döşeyen kuruma gerekli talimatın verilerek temizlenme işinin bu kuruma yaptırılması gerekirdi.
İlgili kurum bu temizleme işi için gerekli olan tüm alet ve araç gereçlerin listesini çıkaracak, donanımını tamamlayacak, gerekli olan para temin edilecek ondan sonrada bu işlem tamamlanacaktı.
Bir savaş esnasında bile ordu mayın temizleyerek ilerleme kabiliyetine sahip olmalı değil mi?

Bütün bunlar olmadı. Ne oldu!...
Başbakanlıkça ilgili kuruma talimat veriliyor. Bu kuruma bir kısım para aktarılıyor. İlgili kurum aktarılan paranın azlığı, aktarılan bu para ile bu işin yapılamayacağı, ellerinde gerekli donanımın bulunmadığını bildirerek bu işten vazgeçiyor.

Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, Türkiye-Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesiyle ilgili, "Mayın temizliğinin, bedeli ödenmek kaydıyla hizmet alımı yöntemiyle yapılması ve bu kapsamda uluslararası deneyime sahip NATO İkmal ve Bakım Teşkilatı NAMSA'nın öncelikli olarak dikkate alınması uygun bir hareket tarzı olarak düşünülmüş ve bu görüşler, zamanında ilgili mercilere gönderilmiştir. Diye beyanat vermiştir.

Peki, döşediği mayınları gerektiğinde imha kabiliyetinde olmamak da ne demek?
Bundan sonra maliye bakanlığı devreye giriyor. Kanun teklifi hazırlanarak TBMM. sinden çıkarılıyor. Bu kanunun:
İhale işlemleri maddesinde
“MADDE 2- (1) Mayın temizleme işi, öncelikle 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun “İstisnalar” başlıklı 3 üncü maddesinin (b) fıkrasında belirtilen istisna hükümlerine göre Milli Savunma Bakanlığınca yaptırılır.
(2) Mayın temizleme işinin birinci fıkrada belirtilen usulle yaptırılamaması halinde, 4734 sayılı Kanun hükümlerine göre Maliye Bakanlığınca hizmet satın alınmak suretiyle yaptırılır. Mayından temizlenen alanlardaki Hazine taşınmazlarının tasarrufu Maliye Bakanlığına geçer. İhale komisyonlarının oluşumu ve çalışmasına ilişkin esas ve usuller Maliye Bakanlığı tarafından belirlenir. İhale şartnamesinin hazırlanması ve yapılacak işin muayene ve kabulü, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı temsilcilerinden oluşan ortak bir komisyon tarafından yapılır. Muayene ve kabul komisyonlarının görevleri ile çalışma esas ve usulleri aynı komisyonca belirlenir.
(3) Birinci ve ikinci fıkralar hükümleri çerçevesinde mayın temizleme işinin yaptırılamaması halinde, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı Kanun hükümlerine tabi olmaksızın Hazineye ait ya da Maliye Bakanlığınca idare edilen mayından temizlenecek alanlar ile müstakil kullanımı mümkün olmayan ve bu taşınmazlarla bütünlük teşkil eden Hazineye ait diğer taşınmazların, tarımsal faaliyetlerde kullandırılması karşılığında, kullanım süresinden en fazla indirimi teklif edene ihale edilmek suretiyle yaptırılır. Ayrıca, söz konusu alanda bulunan ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan taşınmazlar da aynı yöntemle Maliye Bakanlığı tarafından ihale edilir. Mayınlı alanda bulunmakla birlikte, Bakanlar Kurulu kararı gereğince belirlenen askeri yasak bölge ile sınır hattı boyunca tesis edilecek sınır fiziki güvenlik sistemi için ihtiyaç duyulacak alanlar temizletilmekle birlikte, yüklenicinin kullanımına bırakılmaz. Bu fıkranın uygulanması halinde, ihale komisyonlarının oluşumu ve çalışmasına ilişkin esas ve usuller Maliye
Bakanlığı tarafından belirlenir. İhale şartnamesinin hazırlanması ve yapılacak işin muayene ve kabulü, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı temsilcilerinden oluşan ortak bir komisyon tarafından yapılır. Muayene ve kabul komisyonlarının görevleri ile çalışma esas ve usulleri aynı komisyonca belirlenir.”
Hükmü getiriliyor.
Bundan sonrada dananın kuyruğu kopuyor.
Komşumuz Suriye’nin sessiz sedasız başardığı bu işin yapılması ülkemizde sorun oluyor.
Kendimizi çok biliyor görmemize rağmen sorun oluyor.
Çok bilen teknokratlarımıza, monşerlerimize rağmen sorun oluyor.
Çok bilen basınımızda vur abalıya misali bu konuyu istismar ediyor.

Sonuç: basit bir konuyu elimize yüzümüze bulaştırıyoruz.

Bazı ülkeler bulunduğu zamandan 70 sene sonrasının politikasının kurgularını hazırlıyor, senaryolarını tartışıyor, biz önümüzdeki sorunun çözümünü ne hale getiriyoruz.

Sonuç: AKP hükümeti bu sorunun halledilmesini akıllıca yönetemedi.

07.06.2009
Mustafa Yolcu

26 Nisan 2009 Pazar

YAPI DENETİMİ UYGULAMA ESASLARI

A)UYGULAMADAKİ SORUNLAR:

Bilindiği gibi YAPI DENETİM ŞİRKETLERİ kamu adına denetim ve kontrollük hizmeti yapmaktadır. Ancak bu önemli görevi, bazı yapı denetim şirketleri usul ve esaslara uygun yaparken, bazı yapı denetim şirketleri de daha çok menfaatlerini ön planda tutarak denetim ve kontrollük hizmetlerini gerektiği şekilde yapmamaktadır.
Ne yazık ki çoğunlukta olan bu düşünce inşaatların düzgün kontrol edilememe riskini oluşturmaktadır. Bazı yapı denetim şirketleri ise mevcut kanun ve yönetmeliklerin açıklarından da faydalanarak inşaatların denetçi mühendislerce kontrol edilmesini engellemekte dolayısıyla da haksız kazanç elde etmektedirler.

Yapı denetim şirketleri BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞI’ nın her sene belirlediği asgari birim fiyatlar üzerinden hak-edişlerini müteahhitlerden alması gerekirken; yapı denetim şirketi ile müteahhit arasında yapılan özel sözleşme ile tenzilat yapılarak denetim ücretinin bir kısmı yapı denetim firmaları tarafından müteahhitlere geri ödenmektedir.
Ayrıca yapı denetim firmalarının hak edişleri müteahhitlerce ödendiğinden ve inşaatlarını kontrol edecek yapı denetim şirketlerini müteahhitler belirlediğinden müteahhitler yapı denetim şirketlerinin işvereni pozisyonundadır.
Bu olguda yapı denetim şirketlerini psikolojik baskı altında tutmaktadır. Bu durum, yapı denetim şirketinin işverenini denetleyemez duruma düşürmektedir. Ayrıca sürekli çalıştığı müteahhidinin iş vermeme kaygısını yaşayan ve şirketini ayakta tutmaya çalışan yapı denetim şirketi sahipleri de şirketinde çalışan mühendis ve yardımcı mühendislerine yeterince denetim ve kontrollük yaptırmamaktadır.

İşini ciddiye alan bir kısım müteahhit dışında bir çok müteahhit , ciddi şekilde yapılması gereken kontrol ve denetim yerine, denetim yapmadan denetim belgelerini onaylamaktadır.

Yukarıda açıkladığımız bu konular , gerçekler yapı denetim firmalarının kontrollük ve denetim hizmetlerini düzgün bir şekilde yapmadıklarını veya yapamadıklarını açıkça göstermektedir.

ÖNERİLEN:

Yapı denetim ücretleri objektif olarak belirlenmeli, daha sonra fiyat rayicinden indirime gidilmemelidir.
Kontrollük hizmetlerinin yapı denetim şirketleri ve ilgili mühendisler tarafından düzgün şekilde yapılması için YAPI DENETİM İŞLERİNİN BELEDİYELER VE VALİLİKLERDE OLUŞACAK HAVUZ SİSTEMİ İLE DAĞITILMASI, Yapı Denetim ücretlerinin ilgili Belediyeler ve Valiliklerde oluşturulacak bir havuzda toplanması, yapı denetim şirketlerinin hak edişlerinin firmalara bu havuzdan doğrudan ödeme yapılması uygun olacaktır.

B)YAPI DENETİM ŞİRKETLERİNE MÜTEAHHİT VE ARSA SAHİPLERİN ETKİLERİ:

Müteahhitler hiçbir gerekçe göstermeden yapı denetim şirketlerini değiştirmektedirler.
Yapı denetim şirketleri ciddi olarak inşaatlarda kontrollük ve denetim işlerini yaptıklarında bu durum bazı müteahhitlerce istenilmemekte ve yapı denetim şirket sahiplerini sözleşmeyi fes etme tehdidi ile kontrol yapılmasını engellemektedirler. Bu korkuyladır ki yapı denetim şirketleri iş vereni olan müteahhit ile ters düşmemek için mühendis ve yardımcı mühendislerine gerekli denetim ve kontrollük işlerini yaptırmamaktadır.

ÖNERİLEN: Yukarıda belirttiğimiz gibi yapı denetim firmasının tespiti ve parasının ödenmesi
ilgili Belediyeler ve Valiliklerce koordine edileceğinden işin müteahhitlerince kolayca yapı
denetim firmasının değiştirilmesi mümkün olmayacaktır.
Görevini yerine getirmeyen yapı denetim firmalarını İLGİLİ BELEDİYESİ VE VALİLİĞİ DEĞİŞTİREREK, başka bir firmayı atamalıdırlar.

C)YAPI DENETİM ŞİRKETLERİNDE ÇALIŞAN MÜHENDİSLERİN ÖZLÜK HAKLARI:

Yapı denetim şirketlerinin; bazı il veya ilçede ihtiyaçtan fazla olması, BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞININ her sene tespit ettiği birim fiyatlara tenzilat uygulanarak eksik hak-ediş almaları ve bazı yapı denetim şirketlerinin çok az iş almaları dolayısı ile maddi yönden sıkıntıya düşmelerine sebep olmaktadır. Bu durumda fiilen sahada denetim yapmaya çalışan mühendislerin ücretlerine yansımaktadır.

Çalışan mühendis haftada bir veya iki iş günü çalışıyormuş gibi gösterilmekte ve SSK primleri de ayda 4 veya 7 gün olarak yatırılmaktadır. Yıllık izinler bir sisteme bağlanmamıştır.

ÖNERİLEN: Yukarıda belirttiğimiz olumsuzluklar sonucunda mühendisler kontrollük ve denetim işlerini yönetmeliğe uygun olarak yapamamakta, ayrıca da emeklerinin karşılığını alamamaktadırlar. Bu durumun düzeltilmesi ancak sistemin havuz sistemi uygulamasına dönüştürülmesi, denetçi mühendis ve yardımcı mühendislere asgari ücret tarifesi belirlenmesi ile mümkün olacaktır.

D)YAPI DENETİM ŞİRKETLERİNİN MERKEZİNDE BULUNDUĞU İL DIŞINDAKİ ŞUBELERİNİN DENETİM VE KONTROLLUK SORUNLARI:

Yapı denetim şirketleri faaliyetlerde bulundukları şehirler dışında şube açmamalıdır. Çünkü yukarıda belirttiğimiz sorunlar sonucu meydana gelen zorluklar nedeni ile merkezden uzak bölgelerdeki şube denetlemeleri yapılamamaktadır. Daha ciddi denetim yapılabilmesi için her ilde o ilde bulunan yapı denetim firması faaliyet göstermelidir.

E) MİMAR VE MÜHENDİSLERİN İNŞAATLARINDA MUAFİYETLERİ:

Yapı denetim kanunu ve yönetmeliğinde kendi arsası üzerine kendi evini yapan mimar ve mühendislere hiçbir ayrıcalık tanınmamış, hatta yönetmelikte kendi inşaatında Yapı denetim görevini yürütemeyeceği hususu belirlenmiştir.

YAPI SAHİBİNİN GÖREV VE SORUMLULUKLARI MADDE- 8
2) ŞIK- Yapı sahibinin aynı zamanda yapı denetim kuruluşunun denetçisi olduğu hâllerde, yapı sahibi olan denetçiye görev verilmemek kaydı ile, mensubu olduğu yapı denetim kuruluşunca işin denetiminin üstlenilmesi mümkündür.

Piyasada ve taahhüt işlerinde bulunan müteahhitlerin %80ni mimar ve mühendis olmadığı bilinmektedir. Asıl inşaat işini mimar ve mühendislerin yapması gerektiğine göre; meslek
taşlarımıza niye ayrıcalık tanınmamaktadır? Bu sorunun cevabını ilgili bakanlık vermelidir.

Başka bir hususta :
Kendi inşaatını yapan şahıslarla ilgili olarak:

05.02.2008 tarihinde yayınlanan Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliğinin TANIMLAR – 3. maddesinin:
ç) şıkkında- İlgili meslek odaları: 27.1.1954 tarihli ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve mimar Odaları birliği kanununa göre kurulmuş olan mühendis ve mimar odalarını.

ö) şıkkında- Yapı müteahhidi: yapım işini, yapı sahibine karşı taahhüt eden veya ticari amaçla veya kendisi için şahsi finans kaynaklarını kullanarak üstlenen, ilgili meslek odalarına kayıtlı, gerçek ve tüzel kişiyi,
hükümleri yer almıştır.

Ayrıca :
TİCARET VE SANAYİ ODALARI, TİCARET ODALARI- 18.05.2004 tarih ve 5174 sayılı kanununun,
Odalara kayıt zorunluluğu
MADDE 9. - Ticaret siciline kayıtlı tacirler ve 5 inci maddeye göre sanayici ve deniz taciri sıfatını haiz tüm gerçek ve tüzel kişiler ile bunların şubeleri ve fabrikaları, bulundukları yerdeki odaya kaydolmak zorundadırlar.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 28.05.2002 tarih ve 799 sayılı genelgesi ve Yüksek Fen Kurulu Başkanlığının 11.04.2002 tarih ve 469 sayılı yazısında:
“8. Paragraf- Ancak 4708 sayılı kanun kapsamında yapılacak yapıların yapı sahibi tarafından inşa edilmesinin istenmesi halinde, bunlardan şartları uygun olanların ticaret ve sanayi odasına yapı müteahhidi olarak kaydolması gerektiği,”
“9.Paragraf- Sonuç olarak, yapı denetimi hakkında kanun uyarınca yapılan yapıların yapı müteahhidi tarafından inşa edilmesinin esas olduğu, bu sıfatı taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin ticaret ve sanayi odasına kayıtlı olmalarının zorunlu olduğu,görüşüne varılmıştır.” Denilmektedir.
Ticaret odaları kanununun 9. maddesinde tacir olmayanlar odaya kayıt olamaz denilmektedir.
Kanun ve yönetmenlikte de hüküm olarak belirlenen mimar ve mühendisler için ( İLGİLİ MESLEK ODALARININ) mimar ve mühendis odaları olduğu belirlenmiştir.
Bakanlığın bu genelgesi gerekçe gösterilerek kendi inşaatını yapacak meslektaşlarımıza ticaret odasına kayıt olma zorunluluğu getirilmekte, kanun ve yönetmelikte hükmedilen meslek odaları tabiri kale alınmamaktadır.
Bu yanlışlıktan geri dönülmesi, meslektaşlarımıza ayrı haklar tanınması gerekmektedir.

E) YAPI MÜTEAHHİDİ İLE ŞANTİYE ŞEFİNİN GÖREV VE SORUMLULUKLARI
MADDE 9 ( 2 ) ŞIKKINDA:
“Yapım işleri yürütülen şantiyede, mühendis, mimar, teknik öğretmen veya tekniker diplomasına sahip olmak üzere bir şantiye şefinin bulundurulması mecburidir. Yapı müteahhidi, inşaatta görevlendireceği şantiye şefi ile asgari hüküm ve şartları ek-12’de gösterilen form-10’da belirlenmiş sözleşmeyi imzalar. Bu sözleşmenin bir sureti yapı denetim kuruluşuna verilir. Mühendis, mimar, teknik öğretmen veya tekniker diplomasına sahip olan yapı müteahhidinin şantiye şefliğini üstlenmesi hâlinde, şantiye şefliği için sözleşme akdedilmesi şartı aranmaz. Yapı sahibi ile yapılan sözleşmede bu husus belirtilir. “ denilmektedir.

Yapı Denetim Kanununda ŞANTİYE ŞEFİ ile ilgili hüküm bulunmamasına rağmen,yönetmeliğe bu hüküm konulmuştur.
Yönetmelik ile zorunlu hale getirilen şantiye şefinin her hangi bir yaptırımıda bulunmamaktadır. Fakat inşaatta meydana gelecek eksik ve kusurdan sorumlu tutulmuştur.
İlgili kanun çıkarken inşaatları şantiye şefinin kontrol etmesi yerine; YAPI DENETİM KURULUŞLARININ KONTROL VE DENETİMİ BELEDİYE+VALİLİK ADINA sağlaması düşüncesi asıl olarak alınmıştı. Bu durum belediye ve valiliklerin üzerinde bulunan yünü büyük bir kısmını alacak, düzenli bir şekilde inşaatlar kontrol edilmiş olacaktı.
Bu konu yapı denetim kanunu çıkmadan önce Bakanlıkça düzenlenen yapı denetim panelinde de dile getirilmiş, yapı denetim kanununun bu anlayışı sağlayacak şekilde çıkarılması tavsiye edilmişti. Kanunun ruhuna ters olarak devreye ŞANTİYE ŞEFİ uygulamasının girmesi uygun değildir.
Yönetmelikle yürürlüğe giren bu uygulama kadük durumdadır.
Asıl olanda yapı denetim kuruluşunun görevini tam manası ile yerine getirmesidir. Bu durumda başka bir görevliye ihtiyaç olmayacaktır.
Şu anda Yapı denetim kuruluşu ile anlaşma sırasında şantiye şefini de Yapı denetim Kuruluşu temin etmektedir.

3194 sayılı İmar kanununda şantiye şefi inşaatta gördüğü ve düzettiremediği noksanlıkları Belediyesine veya valiliği bildirerek imalata müdahale ettirmek yetkisinde idi. Şimdi ise yetkisiz bir sorumluluk bulunmaktadır.
Bu durumun tekrar gözden geçirilerek şantiye şefinin yönetmelikten kaldırılmasında yarar bulunmaktadır.

F) İNŞAATIN DEVRİ VE SATILMASI
MADDE 24 – (1) “Yapının tamamlanmadan önce başkasına devri suretiyle yapı sahibinin değişmesi hâlinde, yapı denetim kuruluşunca ek-20’de gösterilen form-18’e uygun seviye tespit tutanağı tanzim edilerek, durum en geç üç iş günü içinde ilgili idareye ve ilgili Bayındırlık ve İskân Müdürlüğüne bildirilir ve ilgili idarece yapı tatil tutanağı düzenlenerek yapım faaliyeti durdurulur. Yapının yeni sahibi tarafından Yönetmeliğe uygun olarak bir yapı denetim kuruluşu ile hizmet sözleşmesi akdedilmedikçe inşaatın devamına izin verilmez. “ denilmektedir.

Kat irtifakı kurulduktan sonra müteahhit tarafından kat irtifakı tapusu ile bağımsız bölümleri satmaktadır. Her bağımsız bölümün satılması hissesi oranında yapı sahibinin değişmesine yol açmaktadır.Yukarıdaki 24. maddenin uygulaması her seferinde inşaatın durdurulması evrakların bakanlığa kadar gelmesine yol açacaktır. Bu ise uygulamada sorunları da beraberinde getirecektir.
Yapı denetim kuruluşu ile mal sahibi tarafından yapılan anlaşma ilgili tapu sicil kütüğüne tescil ettirilmeli, mal sahibi değiştiğinde alan kişinin tescildeki sorumluluğu devam etmelidir. Bu durum sağlandığında yeniden bir işlem yapılmasına gerek kalmayacaktır.

SONUÇLAR:

1) Müteahhitler ile yapı denetim şirketleri arasındaki özel tenzilat’ların kaldırılabilmesi için havuz sistemine geçilmeli ve yapı denetim şirketleri bir havuzda toplanmalıdır. İş dağıtımı VALİLİK +İLGİLİ BELEDİYE BAŞKANLIĞI tarafından yapılmalıdır.

2)Müteahhit’lerin yapı denetim şirketlerini her an değiştirebilme hakları kaldırılmalı, bu işlem gerektiğinde Valilik+ Belediyesi tarafından yapı denetim şirketlerinin eksik ve kusuru bulunması halinde makul gerekçeye bağlanarak değiştirme işlemi yapılmalıdır..

3)Yapı denetim şirketlerinde çalışan mühendislerin özlük haklarının ve ücretlerinin belli bir standarda bağlanarak güvence altına alınması gereklidir.

4)Yapı denetim şirketlerine bağlı çalışan şubelerin denetçi mühendislerin il bazında ikamet etmeleri sağlanmalı ve ilinden uzakta kumanda yönteminden kurtulmalıdır.

5)Yapı denetim şirketinde çalışan denetçi mühendislerin kontrollük işini gerektiği gibi yapıp yapmadığının VALİLİK+ İLGİLİ BELEDİYESİ tarafından denetlenmesinin sağlanması gereklidir.

6) Yapı denetim ücretleri objektif olarak belirlenmeli, böylece yeniden tenzilata gerek
kalmamalıdır.

7) Mimar ve mühendislerin kendi inşaatlarını yapmaları halinde; asli görevi inşaat olan
meslektaşlarımıza ayrıcalık tanınarak, kendi meslek odasının dışında Ticaret odasına kayıt
olma zorunluluğu kaldırılmalı. Bazı haklar tanınmalıdır.

8) Yönetmeliğe eklenen şantiye şefliği uygulamasının yeniden gözden geçirilerek; şantiye
şefliğinin kaldırılması yararlı olacaktır.

9) 24. madde yeniden gözden geçirilerek mal sahibi ile Yapı Denetim Kuruluşu arasında
yapılacak olan sözleşme tapuya tescil ettirilerek, mal sahipleri değiştiğinde sorumluluğun
devamı sağlanmalıdır.

27.04.2009
MUSTAFA YOLCU
İNŞ. MÜHENDİSİ

21 Nisan 2009 Salı

OTOPARK SORUNU

OTOPARK SORUNU
BELEDİYELER VE KAMU

3194 Sayılı imar kanununun 37, 44 maddeleri gereği yapılacak bina ve tesislerde otopark yapılması zorunlu hale getirilmiştir.

Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca 01.07.1993 ve 26.04.2006 tarihlerinde Otopark yönetmeliği yayınlanmıştır.

Bu yönetmenliklerde asıl olarak otoparkın yapılan binaların arsalarında karşılanması, otoparkın binanın kendi arsasında karşılanamaması durumlarında inşaat sahiplerinin ödeyeceği otopark ücretlerinin bir bankada toplanarak yapılacak bölgesel otoparklar ile bu ihtiyacın karşılanması kararlaştırılmıştır.

Otopark ücretinin belirlenmesi içinde:
Birim Otopark Arsa Payı; hiçbir şekilde Birim Otopark Yapı Payının yüzde yirmisinden fazla olmamak üzere, imar planında bölge ve genel otopark olarak belirlenen arsaların, Emlak Vergisi Kanunu uyarınca tespit edilen bedelinin planda belirlenen emsal hesabına konu alana bölünerek, birim otopark alanı ile çarpılması sonucu tespit edilen bedeli,
Birim Otopark Yapı Payı; yapı ruhsatının düzenlendiği yıl için, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından yayımlanan Mimarlık ve Mühendislik Hizmet Bedellerinin Hesabında Kullanılacak Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri Hakkında Tebliğ’de yer alan otoparka ait birim fiyatlar esas alınarak hesaplanan bedeli,
Birim otopark arsa payı+ Birim otopark yapı payı = Otopark bedelini vermektedir.

Ayrıca yönetmelik ile otopark bedeli alınanlardan bölgesel otoparktan yararlanırken ayrıca otopark ücreti alınmaması
Kayda bağlanılmıştır.

Otopark için kanun ve yönetmelik hususları böylece belirlenmiş olmasına rağmen uygulamada bir çok noksanlıklar bulunmaktadır.
Belirlenen bu noksanlıklar şunlardır:

1-Belediyeler otopark ücretini almalarına rağmen, topladığı ücret oranında bölgesel otopark yapmamışlardır.

2- Yapılan otoparklarda ise otopark katılım ücret aldıkları parsellerden, ücretsiz olarak otoparktan yararlanma hakkını sağlamamaktalar.
3- Otopark olarak yapılan yerlerin birçoğu sonradan işyerlerine dönüştürülmüş. Amacı dışında kullanılmaktadır.
4- Otoparklar kiraya verilmiş, rant tesisi haline dönüştürülmüştür. Buralardan astronomik fiyatlarla ancak yararlanılmaktadır.
5- Merkezi otoparklar iyi işletilmemekte, çoğu bakımsız haldedir.
6-Belediyeler ve kamuya ait yeni yapılan binalarda dahi gereği kadar oto park yeri inşa edilmediğinden, vatandaşlar buralarda otopark problemi yaşamakta otomobilini çevrede bulunan yollara kaldırımlara park etmektedir.
7- Bir kısım kamu binaları ile bilhassa hastanelerde otopark alanı olarak ayrılan alanlardan yararlanırken otopark ücreti alınmakta, otopark alanları rant alanı konumuna dönüştürülmüştür. Vatandaşların bir kısmı da otopark ücreti ödememek için otolarını bu alanların dışında park etmekte, çevrede bulunan yollar otoların park alanına dönüşmektedir.
8- Bazı hastanelerde girişe bariyer konularak, hastasını hastaneye getirip gidenden bile oto giriş ücreti alınmaktadır.
9- Otopark yeri temin etme ve buraları uygun şartlarda vatandaşın hizmetine sunmak bilhassa kamunun görevi olmasına rağmen; bu görev yerine getirilmemekte, özel sektör tarafından da fahiş fiyatlarla yararlanılan otopark alanları oluşturulmaktadır.
10- Ülkemizde otomobil sayısı hızla artmaktadır. Bazı ülkelerde otomobil alacak şahıstan otopark yeri bulunup, bulunmadığı soruşturulmakta. Otopark yeri bulunmayanların otomobil alma hakkı kısıtlanmaktadır.

Ülkemizde ise uydu haritasından bazı şehirlerimize baktığımızda, şehrin ticaret ve konut alanında bulunan yolları, kaldırımları otolar tarafından işgal edildiği görülmektedir. Bu durum ilgili kamu kuruluşlarının görevini yerine getirmediğinin, otopark alanı temin etmediğinin açık delilidir.

Oto sayısının hızla artmakta olduğu ülkemizde otopark konusunda acil önlemler alınmalıdır. Kamuya ait binalar ile özel sektöre ait binalarda yeteri kadar otopark yeri bulunması mutlaka sağlanmalı, mevcut otopark alanları ise otopark dışında kullanımına izin verilmemelidir.

Belediyeler otopark alanı temininin kendilerinin asıl görevi olduğunu unutmamalı, bu konuyu gelir getirici rant unsuru olarak görmemelidir. Çünkü asli vazifesidir.

21.04.2009
MUSTAFA YOLCU