
HASAN OKUMUŞ
2.11.2013-
1960- 1965 Yılları arasında İskilip Ortaokulunda Müdürlük yapmış olan, Fen
Bilgisi derslerine giren Hasan Okumuş hocamız ile yapmış olduğumuz bu röportaj
ile sizleri o günlere götürecek, unuttuklarımızı hatırlayacaksınız.
M.Y-
Sayın hocam bize kendinizi tanıtırmısınız?
H.O-
1925 Yılında Sugıylan köyünde doğdum. Babam çiftlik ağası idi. Annemi dört
yaşında, babamı sekiz yaşında kaybettim.
İlkokulu Bayat yatılı ilkokulunda okudum. Ortaokulu İskilip
Ortaokulu’nda okudum. Ortaokulu bitirdikten sonra Balıkesir Öğretmen Okuluna
girdim. Öğretmen okulunu bitirince Köy Enstitüsüne tayinim çıktı. Ben ilkokul
öğretmenliği yapmadım. Ankara da fen fakültesi biyoloji bölümüne müracaat
ettim. 400 Kişi imtihana girdik. Biyoloji bölümünü 20 kişi kazandık. Aynı
okulda bizim mahalleden Ahmet Dumanoğlu vardı. Erdal İnönü’de bizim dönemde
fizik bölümüne girdi.
M.Y-
Sizi okumaya kim teşvik etti.
H.O-
İskilip’teki Kalyoncular akrabalarımızdı.
Beni manevi olarak okumaya onlar teşvik ettiler. Öğretmen okulunu bitirip
İskilip’e geldiğimde, Mürsel Kalyoncu
ile karşılaştım. Bana ilkokul öğretmenliğine gitmememi, üniversiteye gitmemi
söyledi. Böylece Ankara’ya gelip, fen fakültesine müracaatımı yaptım.
M.Y-
Fen Fakültesini bitirince nerede görev aldınız?
H.O-
ilk tayinim Trabzon Beşikdüzü ortaokuluna çıktı. Orada dört sene kaldım. Okulda
laboratuar kurarak, yörede bulunan kuş ve balık çeşitlerini sergiledim. Balık
çeşitlerini kavonozlar’da muhafaza ettim. Kuşların ise içini boşaltarak
ilaçlayıp dolgu maddeleri ile doldurdum. Beşikdüzü’nden askere gittim. Askerden
sonra Sungurlu ortaokuluna tayin oldum.
Sungurlu’da
bir süre öğretmen olarak, daha sonra müdür muavini olarak toplam sekiz yıl
görev yaptım. Sungurlu’da ortaokul binası eskimişti. Yeni bir arsa temin ederek,
yeniden bina yapmak faaliyetine girdik. Bu bina inşaatı, ben Sungurludan
ayrıldıktan sonra tamamlandı.
M.Y-
İskilip’e tayin olma sürecini anlatırmısınız?
H.O-
İskilip Ortaokulunda okuyan, Emniyet Amirinin haylaz bir kızı varmış. Bu kıza bazı
öğrenciler mektup yazıp, sırasına koymuşlar. Bu kız durumu babasına bildirmiş.
Babası’da durumu okul müdürüne iletince; mektubu yazdığından şüphelendikleri
öğrencileri karakola götürüp dövmüşler. Bu duruma İskilip halkı isyan etmiş.
Kalabalık halk karakol önüne yığılmış. Bunun üzerine Valilik, Emniyet Amiri ile
okul müdürünü görevden almış. Çorum Milli Eğitim Müdürü, İskilip Ortaokulundaki
bu durumu ancak; İskilipli bir müdür çözer düşüncesini Bakanlığa ileterek,
benim İskilip’e Müdür olarak tayinimi talep etmiş. Böylece İskilip’e 1960
yılında tayinim gerçekleşmiş oldu.
M.Y.-
İskilip’e tayininiz çıkınca ne hissettiniz?
H.O-
Tabi’i ki memleketime, okuduğum okula müdür olarak tayin olmaktan gurur duydum.
İskilip’e geldiğimde, okul anarşi içinde idi. Bir ay içinde okulu düzene
soktum. Okulda öğretmen adedi yetersiz idi. Bakanlığa yazı yazarak, öğretmen
atanmasını talep ettim. Bakanlık talebimi uygun görerek, gerekli öğretmen
tayinini yaptı.
Okul
binası eskimişti. Ahşap merdivenler kırık, yağmur yağdığında tavanda akıntılar
oluyordu. Sınıf sayısı yetersizdi. Tüm bunları ortadan kaldırmak için okula
ilave yapmak, sinema salonu yapmak faaliyetine girdik. Benim çalışmalarımı gören
Kaymakam bana yardımcı oldu. Köylere gidip buğday toplayıp sattık. Özel İdareden’de
kaynak aktarıldı. Böylece okul ilavesinin zemin katı ile sinema salonunu
tamamladık.
Pansiyon’u
da düzene sokup, işler hale getirdim. Böylece köy çocuklarının ortaokul’da
okumasını sağladım. Onlara yemek çıkarttım. Daha önce anlaşma yapılan bir lokanta’da
sabahları çorba, öyle ile akşam’da aynı yemekleri yiyorlarmış. Çocuklar lokanta’da yemek yemekten bıkmışlar.
Biz ise pansiyonun bodrum katında yaptığımız yemekhanede, kalori hesabına göre
değişik yemekler çıkarıp, gerekli besini almalarını sağlıyorduk.
Bir
seferinde UNESCO ya yazı yazarak, pansiyonumuza gıda yardımında bulunmalarını
istedim. Kısa bir süre sonra okulumuzun kapısına, bir kamyon gıda yardımı
geldi. Bize un ile Hollanda peyniri göndermişlerdi. Çocuklar undan helva
yaptırıp yemeyi çok sevmişlerdi. Pansiyon aşçısına, sık sık helva yaptırıp
yediler.
Okulumuzun
önünde, Çarşamba günleri sebze pazarı kuruluyordu. Çocuklar ders saatinde
dışarı bakıp, dersi verimsiz hale getiriyorlardı. Öğretmenler bu durumdan
rahatsız oldular. Bende sınıf pencerelerinin alt camlarını beyaz yağlı boya ile
boyattım. Bu duruma engel oldum. Bu kez camdaki boyaları değişik şekillerde
kazıyarak, dışarı bakmaya çalıştılar.
İstanbul’da
avukatlık yapan Hamit Çağıl adında bir hemşerimiz vardı. Okulda benim ziyaretime
geldi ve bir süre sohbet ettik. Daha sonra bana- “ Hocam izin verirsen,
boyattığın çamların yerine ben buzlu çam taktırayım.” Dedi. Bende talebini
kabul ettim. Ölçüsünü aldırıp kestirdiği camları, okulumuza getirip
taktırmıştı.
İskilip
halkı mutaassıptır. Veliler kızlarının şort giyerek 19 Mayıs Bayramı törenine
çıkmasını istemediklerini bildirdiler. Yönetmelik ise buna izin vermiyordu.
Talepleri önce reddettim. Daha sonra veliler okula rapor alıp getirdiler. Bunun
üzerine okul aile birliğini toplantıya çağırarak, kızlarımızın siyah saten
pantolon ve kısa kollu beyaz gömlek ile bayrama çıkmasını teklif ettiğimde,
hepside bu teklifi kabul ettiler. Bende raporları kendilerine iade ettim.
Bayram hareketlerini yaptırmak için okulumuz dışından gelen yedek genç
öğretmeni kabul etmediklerinden, bayramda hareketleri ben yaptırdım. İskilip
halkı bayram günü sahaya gelerek, bayramı coşku içinde kutladılar. Benim
ortaokulda görev yapmam, hemşerilerime güven telkin etti. Hiç çekinmeden
kızlarını okulumuza gönderdiler.
Okul
ile pansiyon arasında alçak bir duvar vardı. Beden eğitimi dersi sırasında bazı
insanlar duvar kenarına geliyor, bahçeye bakıyorlardı. Kız çocuklarımız bu
durumdan rahatsız olmuştu. Betoncu Kamil olarak bilinen müteahhide, bu duvarlar
üzerine ilave yaptırarak, duvarı yükselttirdim. Böylece yoldan gelip gidenler
tarafından, okul bahçesi görünmedi. Buraya yapılan açılır kapanır demir kapı
ile okula gelip gidenleri kontrol edebilme imkan’da sağlandı.
Okulumuzda
tüketim kooperatif kurarak, talebelerin ihtiyacını ve kitaplarını daha ucuza
sağlamalarını temin ettim. Okulumuzun öğretmen kadrosunu tamam olduğundan,
eğitim seviyemizde yükselmişti. Başarılı öğrencilerin üzerinde özellikle
duruldu. Bu öğrencilerimiz yılsonunda Robert koleji imtihanına girdiler.
Bunlardan
iki tanesi kolej imtihanı kazandı. Bu talebelerim üniversiteyi bitirerek
Amerika’ya gittiler.
Kayseri’de
bulunan öğretmen okulunun müdürünü tanıyordum. Onu arayarak ortaokulu bitiren
öğrencilerimizin okullarına girebilmesi için yardımcı olmasını rica ettim. Oda
bana-“ Ne kadar öğrencin varsa gönder.” dedi. 22 Tane kız öğrencimiz bu okula
girdi. Burayı bitirip öğretmen oldular.
Kiriş
Ahmet adında bir velimiz vardı. Benimle karşılaştığında- “ Müdür bey bu
çocukları okumak için yaban illere gönderiyorsun. Oralarda bunların ahlakları
bozulacak.” Dedi. Bende merak etmemesini, kızının öğretmen okulunu bitirip
öğretmenliğe başladıklarında, kendisine maddi olarak yardımcı olacağını
söyledim.
Şikâyet üzerine
Bakanlıktan okulumuza gelen müfettiş, 19 Mayıs Bayramında kız öğrencilerin saten
pantolonda törene katılması yönetmeliğe aykırı diye beni sorguladılar. Bende
müfettişlere” Velilerin kızlarının şort giyerek bayrama katılmasını
istemediklerini, bunun için doktordan bayrama katılmamak için rapor
aldıklarını, çocukları bayrama katılmaktan mahrum etmemek için böyle bir karar
aldığını, İskilip’in mutaassıp bir yer olduğunu.” Bildirdim. Müfettiş- ” ben
olsaydım aynı şeyi yapardım.” Dedi. Raporunu’da bu şekilde düzenledi. Daha
sonra Bakanlık yönetmeliği tatil ederek-“ her yöre mahalli karakterine göre
karar vererek, kızların bayramda giyeceği giysiyi kararlaştıracaktır.” Hükmü
konuldu.
İskilip’te
yaptığım bu çalışmalar Bakanlığa ulaşmış ki; Ortaöğretim Öğretim
Genel
Müdürü beni telefon ile arayarak, lise müdürü olarak bir ile tayinimi yapmayı
düşündüğünü söyledi.
1965
Yılı Aralık ayında Bitlis iline lise müdürü olarak tayinim çıktı. İskilip’te
beni istemeyenlerin gayreti ile Ulus gazetesinde- “ Ortaokul müdürü Hasan
Okumuşun sürgün olarak Bitlis’e tayini çıktı.” Diye haber yayınlandı. Birileri
Bitlis iline, Lise Müdürü olarak tayin olmamı bile bu şekilde haber
ettiriyordu.
M.Y-
Bitlis’i nasıl buldunuz. Sizi nasıl karşıladılar?
H.O-
Bitlis’te İskilip gibi mutaassıp bir yerdi. İçki satılmıyor, kızlar okula
gönderilmiyordu. Görev yaptığımız lise binası bakımsızdı. Valiliğin, halkın
katkısı ile binayı elden geçirdim. Böylece düzgün bir hale geldi. Halkla
bütünleştim. Onların içine girdim. Beni çok sevdiler. Aşiret reisleri ile
tanışıp irtibatım oldu. Çocuklarını daha rahatlıkla okula gönderir oldular.
Bitlis’te dört yıl kaldım. İki yıl lise müdürlüğü, sonraki iki yıl milli eğitim
müdürü olarak görev yaptım.
Bitlis’te
bulunduğum sırada Koçero adı ile anılan, dağlarda yaşayan bir eşkıya vardı. Yol
keser, haraç alırdı. Benimde ilçe ve köylerde bulunan okulları gezip,
denetlemem gerekiyordu. Bir ilçeye giderken, yolum kesilirse vereyim diye
yanıma yüz lira aldım. Aracımızla yola çıktık. Yolumuz hiç kesilmedi, dersine
açıldı. Aşiretin ileri gelenleri bana dokunulmamasını ona bildirmişler. Benim
yola çıkmamdan haberi oluyordu ki bana hiç zarar vermedi.
AP.
Milletvekili Kamuran İnan’ın Şıh Selami adındaki babası, Bitlisin bir köyünde
yaşıyordu. Bizimde bir açılış için onların köyünün yakınına gitmemiz gerekti.
Şıh Selami’nin küçük oğlu yanıma gelerek- “ Ben Şıh Selami’nin oğluyum. Bizim
oraya gelecekmişsiniz. Babam sizi evimizde ağırlamak istiyor.” Dedi. Bende olur
geliriz dedim. Vali Yardımcısı ile birlikte açılıştan sonra köylerine gittik.
Evlerine gelince iki korumanın, evinin önünde beklediğini gördüm. Kapıya bizi
karşılamaya küçük oğlu geldi. Bizi yukarı çıkarıp koltuğa oturtarak “Babam
birazdan gelecek” dedi. Ben şıh deyince sakallı, cübbeli birini bekliyordum. Biraz
sonra gelen Şıh Selami’nin ise lacivert takım elbisesi, beyaz gömleği, ayağında
ise şık bir ayakkabısı vardı.
Her
yıl bir aylığına İsviçre’ye giderek çekaptan geçtiğini, daha sonra Fransa’nın
Nis kentine giderek, orada mali müşavirleri ile görüşüp, vergisini algısını
hallettiğini anlattı. İyi bir avcı olduğunu, bizim için elli adet keklik
vurarak, keklik pilavı yaptırdığını söyledi.
Bitlis’ten
sonra 1969 yılı sonunda tayinim İstanbul- Fatih ilçesi Yedikule Lisesi
Müdürlüğüne çıktı. Yedikule lisesinden emekli oldum.
M.Y-
Hocam iyi bir öğretmen nasıl olmalıdır?
H.O-
Öğretmen öğrencilerini iyi tanımalı. Toleranslı hoşgörülü olmalı. Onların ruh
haline göre onlarla diyalog kurup ilgilenmeli. Ben bahçede gezen öğrencileri
izler, onları tanımaya çalışırdım. Talebelerime cezalandırıcı olarak değil, bir
baba gibi yaklaşır, onların sorunlarını çözmeye çalışırdım.
M.Y-
Hocam verdiğiniz bilgiler için teşekkür eder, sıhhat ve afiyetler dilerim.
Mustafa Yolcu