1 Nisan 2018 Pazar
12 Mart 2018 Pazartesi
ÇORUM LİSESİ 1954- 1958
İsmail
Beşikçi hemşerimizin, bu nostalji dolu yazısını sizlerle paylaşıyorum. Yazıda
Çorum Lisesi, Çorum’a dair birçok konu anlatılıyor. Unutulanları yeniden
hatırlamak, unutulmamasını sağlamak ne güzel. O yıllarda yaşanılan güçlükler
ile, şimdi bol bulunan imkanları karşılaştırdığımız’ da, şükretmemiz gereken ne
kadar çok şey var, onu hatırlamış oluyoruz.
ÇORUM LİSESİ 1954-1958
Liseye
1954-1955 öğrenim yılında kaydoldum. O yıl ortaokulu bitiren arkadaşların birçoğu
liseye kayıt yaptırıyordu. Aynı yıl
Çorum’da İlk öğretmen Okulu açıldı. Bu
arkadaşların bir kısmı İlk öğretmen Okulu’na kayıt yaptırdı. Orada eğitime
başladı. Bu arkadaşların bazıları da Bolu İlk öğretmen Okulu’nda eğitime
başladı.
O dönem,
İskilip-Çorum yolu 65 km. çekiyordu. Haremi Geçidi’nde yol, kıvrımlar yaparak
tepeye ulaşırdı. Araba çoğu zaman arıza yapar, ‘Su kaynattı’, ‘Fren tutmuyor’,
‘Teker patladı’ vs. denerek yolcular arabadan dışarı çıkarılırdı. Arıza
giderilinceye kadar yolcular dışarıda bekler, arızanın giderilmesi yarım saat
kadar sürerdi. İskilip-Çorum seferinde
bazen, birden fazla arıza da olurdu. 65 km’lik
yol, iki saati aşkın bir zaman ’da alınıyordu.
İskilip’ten
Çorum’a günde bir otobüs seferi yapılırdı. Sefer, sabahın erken saatlerinde
yapılır, bileti muhakkak birkaç gün önceden almak gerekirdi. Ankara’ya otobüs seferi
her gün olmaz, haftanın bazı günlerinde olurdu. Yol Çorum, Sungurlu, Kırıkkale
üzerinden Ankara’ya ulaşırdı. İstanbul’a vs. gitmek isteyenler, Ankara’da yeniden
bilet alırlardı. Ankara’ya yolculuk, sabahtan akşama kadar bir gün sürerdi. Son
durak Etlik Garajlarıydı.
İskilip-Çorum
yolu, Yalak çayı Köyü’nden sonra Karaburun Köyü’ne ulaşıyor, oradan Kızılırmak
üzerindeki bir köprüden Salur Köyü tarafına geçiyordu. Yolu bu kesim de uzatıyordu. Köprü,
tahtadandı. Tahtaların arası açılmıştı. Kırık, çatlamış, bükülmüş, çukurlaşmış
tahtalar da vardı. O zaman Kızılırmak
çok gür akardı. Suları çoktu. Araba köprüye girdiği zaman, çok büyük sarsıntı
olurdu. Bu sarsıntı, araba köprüden çıkıncaya kadar sürerdi. Otobüs köprüye
girdiği zaman, otobüsteki yaşlı kadınlar dua etmeye başlarlardı. Otobüs köprüden çıkınca Oh…! derlerdi.
Osmanlı’nın
son döneminde ve Harami Geçidi’ndeki eşkıyalık olaylarının, Çorum-İskilip yolu
üzerindeki diğer gelişmeleri, Kemal Tahir’in (1910-1973) romanlarında çok
etraflı bir şekilde anlatıldığını gördüm.
Kemal Tahir’in Yedi Çınar yaylası, Rahmet Yolları Kesti, Kör duman,
Büyük Mal, Sağır dere gibi romanlarında bu tür olaylar çok anlatılıyor. Kemal
Tahir, 1940’larda, Çorum Cezaevi’nde yatarken, İskilip’ten, Osmancık’tan,
Sungurlu’dan vs mahkumlarla tanışmış. Çorum-İskilip izlenimleri, bu mahkumlarla
yaptığı sohbete dayanıyor. Teyzemin eşi Ali Çalık, Kemal Tahir’i çok yakından
tanırdı. Ali eniştenin Ulaş Tepe’de, Yukarı Taslı’daki evinin kütüphanesinde, Kemal
Tahir’in bütün romanları vardı. Ali Çalık enişte, kanaryalara düşkün bir
kişiydi. Ali enişte için kitaplar da önemliydi.
Ethem İzzet
Benice de (1903-1967), Yakılacak Kitap isimli romanında, Osmanlı’nın son
dönemlerinde, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, İskilip’teki insan
ilişkilerini, Çorum-İskilip Yolu’nu, çevresini ayrıntılı bir şekilde
anlatmaktadır.
O zamanlar
yükler, çeşitli araçlarla, çeşitli malzemelerle taşınırdı. Çitler, seleler, çuvallar,
torbalar, bohçalar, bavullar, valizler…vs. Tahta bavullar da vardı. Bavul
açılmasın, dağılmasın diye iplerle,
kınnaplarla, ince urganlarla bağlanırdı. Yataklar, yorganlar kilimler, keçeler
vs. de önemli yüklerdendi. Bu yükler otobüsün üst tarafına
yerleştirilirdi. Düşmesin, dağılmasın
diye bu yüklerin üzerine branda çekilir, brandanın üzerinden de sıkı bir
şekilde urganla bağlanırdı. Şoför
muavini bazen, ‘yükün fazla, fazla yük ücrete tabidir…’ derdi. Bu konuda uzun tartışmalar
olurdu.
Çorum’a
gelince, otobüsün son durağı Veli Paşa Hanı’ydı. Burası aynı zamanda garajdı.
İskilip otobüsleri, buradan hareket ederdi. Yolculuk sırasında otobüs, köylerin
girişinde de durdurdu. Burada otobüse binenler, otobüsten inenler olurdu. Bu
yolcuların yükleri de otobüsün içinde oraya-buraya sıkıştırılırdı.
İnsanlar,
yüklerini otobüsten indirdikten sonra, yakınlarının gelip kendilerini alıp
götürmesi için Saat Kulesi’nin dibine giderler, orada bekleşirlerdi. O zamanlar,
şehir içi ulaştırma aracı faytonlardı.
O dönemde,
lisede eğitim gören yatılı öğrenciler için bir yurt vardı. Bu yurt, kadın Doğum
Hastanesi’nin bulunduğu sokaktaydı. 1954 yılında, İskilip’ten liseye kayıt
yaptıran arkadaşlardan bir kısmı bu yurtta kalıyorlardı. Bir kısmı da, birkaç arkadaş bir arada ev
kiralamışlar, evde kalıyorlardı. Ben de
İskilip Hanı’nda kalıyordum. Çorum’a ilk gidişimizde, Yaşar Çizikci ile
birlikte, bu handaki bir odada kalacaktım. Ama Yaşar, Bolu İlk öğretmen
Okulu’na gidince, ailesi 1951 yılında Bulgaristan’dan göçle gelen, bir
arkadaşla kalmaya başladım. O arkadaşın
ailesi, Çorum’a yakın bir köye yerleşmişti.
İskilip
Hanı’nın sahibi Mustafa Nurdoğan’dı. Osmancıklıydı. Mustafa Nurdoğan, lise ’de velim de olmuş, okula
kayıt yaptırırken, bana çok yardımcı olmuştu. Lisede okul numaram 466’ydı.
İskilip
Hanı, Veli Paşa Hanı’na çok yakındı. Veli paşa Hanı’nın hemen arka sokağında
yer alıyordu. Hanın giriş katında, hayvanlar için ahırlar vardı. Çorum
civarındaki köylerden gelenler, hayvanlarını bu ahırlara koyarlardı.
Yolcular
için üst katta, geniş odalar vardı. Her odada 5-6, birkaçında 7-8 karyola
bulunurdu. Ranzalı odalar da vardı.
Tuvalet kabinleri, han içinde müşterekti. Hanın giriş katındaydı.
Girişte ortada, çok geniş bir boşluk vardı. Yazıhanenin bulunduğu küçük odanın
önünde de bir çeşme vardı. Çeşme de müşterekti. Suyu her zaman akardı. Hayvanlar, bu çeşmenin oluğunda biriken
suları içerdi. Hanın odalarına, tuvalet, çeşme, musluk vs. yoktu. Kışın odalar,
odun kömür yakılan sobalarla ısıtılırdı. Ama sobalar, her zaman yanmazdı. Yazıhanede, gelen-giden yolcuların kaydını
yapan, onlarla ilgilenen görevli bazen sobaları da yakardı.
Çorum’un
çarşı kısmında, çeşitli semtlerde, birkaç tane daha han vardı. Yeni yeni
oteller de yapılıyordu.
İskilip
Hanı, haftanın birkaç günü çok kalabalık olurdu. Merdiven altındaki odada, cam üzerine yağlı boğa
ile resimler yapan, hırpani kılıklı bir ressam kalıyordu. Bu ressamın, uzun süre mekânı burası olmuştu.
Bu ressam, pazarlarda resimlerini satarak geçimini sağlardı.
1954-1955’de
İskilip Hanı’nda, epey zorluk çektim. Ders çalışma imkânı vs. kısıtlı idi.
Odada masa, sandalye yoktu. Soba da yoktu. Sene sonunda iki dersten bütünlemeye
kaldım. Eylül’de bu sınavlara yetişemediğim için, bir yıl kaybettim.
***
Çorum
Lisesi, Ankara-Çorum-Samsun yolunun, şehirden çıkarken sol tarafında yer
alıyordu. Liseden sonra Çorum Parkı ve bitişiğinde, Çorum Devlet Hastanesi
vardı. Çorum Lisesi, yola paralel olarak uzanan ince, uzun bir binaydı. Ortaokul, lise, aynı binada eğitim
görüyordu. O zaman liseler dört yıldı.
Bizlerin kayıt yaptırdığı 1954 yılında üç yıla indirilmişti. Dersliklere I’den
VII’ye kadar numara verilmişti. İskilip
Ortaokulu’ndan farklı olarak I/A, I/B, II/A. II/B gibi bölümler de vardı. 1954,
de ben IV/B sınıfına yazılmıştım. Lise
bir, o zaman iki sınıftı. Ama Lise iki (V) bir sınıftı. Lise sonda Fen bölümü,
Edebiyat bölümü olarak ikiye ayrılma söz konusuydu.
Liseye,
öndeki yol kapısından da, arkadaki bahçe kasından da giriliyordu. Ön kapıdan
girildiğinde, sağda, öğrenci İşleri Bürosu vardı. Buradan sağa dönüldüğü zaman,
bir koridor uzayıp gidiyordu. Koridorun Sağ tarafına derslikler dizilmişti.
Dersliklerin pencereleri bahçeye, yola bakıyordu. Giriş katında, Türkçe, Matematik, Tarih,
Coğrafya derslikleri vardı. Müzik atölyesi de bu kattaydı. Müdür odası,
Öğretmenler Odası, giriş katının üstündeki kattaydı. Bu katta, Edebiyat,
Felsefe, Yabancı Dil derslikleri vardı. Sosyoloji, Psikoloji, Felsefe grubu adı
altında okutuluyordu. Biyoloji, Kimya, Fizik derslikleri de bu kattaydı. Fizik
dersliği amfi şeklinde düzenlenmişti. Fizik dersliğinin içinden bir kapı laboratuvara
açılıyordu. Bu laboratuvarın kullanıldığını hiç hatırlamıyorum. Bu dersliklerin çoğunun penceresi bahçeye,
yola açılıyordu. Kimya dersliğinde de laboratuvar vs. yoktu. Resim Atölyesi de
bu kattaydı.
Lise 1’den
itibaren, seçmeli dersler de konulmuştu. Resim, Müzik, Yabancı Dil, seçimlik
derslerdendi. Öğrenci, bu derslerden istediğini seçebilirdi. İskilip
Ortaokulu’nda Fransızca okutuluyordu. Lisede, , seçimlik ders olarak İngilizceyi
almıştım. Anfi şeklinde düzenlenmiş Fizik dersliği, L şeklindeki binanın kısa
olan koridorunun ucundaydı. Resim Atölyesi de onun bitişiğindeydi. Müzik Atölyesi
de bu kesimin altındaki kattaydı. Fizik dersliğinin pencerelerinin bir tarafı
bahçeye, bir tarafı da mahallelere bakıyordu. Lisenin kütüphanesi, giriş katının
altındaki bodrum katındaydı. Kütüphane, alaca karanlık bir mekandı.
Çorum
Lisesi’nin kapalı spor salonu da vardı. Kışları bu salon çok kullanılırdı.
Kapalı spor salonu, bahçenin yanında yer alıyordu. Bahçe ile kapalı spor salonu
arasında küçük bir yol vardı.
Lisede,
Türkçe, edebiyat, Matematik, Cebir, Geometri, Yabancı Dil, Tarih, Coğrafya,
Fizik gibi derslerin birkaç hocası vardı. Lise ’de Edebiyat hocası Handan
Bakırcı’ydı. Lise II, III de Edebiyat hocası Nurcan Tanverdi’ydi. Cebir-Geometri
öğretmeni, Mustafa Rona’ydı. Lise II de Mehmet Altan’dı, Lise III de Ali
Ersöz’dü, Ali Ersöz, aynı zamanda Lise’nin müdürüydü.
Tarih
hocası, Mahir Keleştimur’du. Mahir hoca, Elazığ, Ağın’lıydı. İskilip’ten Meydan
Mahallesi’nde, Borucular Ailesi’nin damadıydı. Eşi Kız Sanat Enstitüsü’nde
öğretmendi. Mahir Keleştimur hoca, 1960’ların sonlarında, İstanbul İl Milli Eğitim
Müdürlüğü görevine tayin oldu.
Coğrafya
hocalarından birine “Tass” tabir ediliyordu. Hoca böyle anılırdı. Fransızca
öğretmeni Meliha Atok. İngilizce öğretmeni Suna Yoğurtçu’ydu. Leman Altan
Biyoloji öğretmeniydi. Leman hoca,
Mehmet Altan hocayla evliydi. Lise I de iken, Biyoloji dersinde birkaç defa,
mikroskop kullanılarak bazı konular anlatılmıştı. Kimya dersine daha çok,
Çorum’daki eczacılar giriyordu.
Fizik
hocasına ‘Badi’, ‘Badik’ tabir ediliyordu. Kısa boylu bir hocaydı. Bu hoca,
yatılı öğrencilerin kaldığı yurtla da yakından ilgileniyordu. Öğrencilerin
disiplininden sorumluydu. 1957-1958 yıllarında, Lise binasına bitişik bir
şekilde yeni bir yurt binası yapıldı. Hoca, bu binanın yapılışıyla çok
ilgiliydi. Ders sırasında, sık sık, ‘teskere öyle taşınmaz’, ‘harç öyle
karılmaz’, ‘o malzemeye iki kişiyle taşımak gerekir’ vs. diye bağırarak
işçilere, müteahhitlere müdahale ederdi. Resim öğretmeni Hasan Sağlam’dı.
Beden
Eğitimi hocası, üç senede de Ali Yalçın’dı. Beden Eğitimi dersi çoğunlukla,
kapalı spor salonunda yapılırdı.
Çorum Lisesi
19 Mayıs, Gençlik ve Spor Bayramı’na da katılıyordu. Hoca, bir kere kışın sınıfı,
Çorum’da kayak alanına da götürmüştü. Nakaratı,
‘Coşkundur, taşkındır, gürleyen sesi/İdeal kaynağı Çorum Lisesi’ marşı
zaman zaman söylenirdi.
***
Ahmet
Şiranlı, Mahir Keçeci, İsmet Köstekçi, Emin Ergün, Celal Kocabay, Mustafa
Derici, Bahattin Hazineci, Orhan Uysal, Kemal Ilıcak sınıf arkadaşlarımdı.
Çeşitli zamanlarda ve yerlerde, çeşitli görevlerdeyken vefat eden bu
arkadaşlara, rahmet diliyorum. Orhan Uysal, 1954’de vefat ettiğinde öğrenciydi,
Kemal Ilıcak, 1958’de Amasya Lisesi’nden nakil gelmiş bir öğrenciydi. 1990’larda, Bursa Özel Tip
Cezaevi’ndeyken, Kemal Ilıcak’ın
Tercüman Gazetesi’nin sahibi olduğunu öğrendim. Gazeteci Nazlı Ilıcak’la
evliydi.
Meftun Oduncu, Osman Daldal, Başar Sabuncu,
Nuran Sabuncu, Ülker Uğur, Tümay Tüzün, Ercan Bozdoğan, Edibe Ilgaz, Ülkü Ecer,
Hüseyin Güler, Abdullah Ahıskalı, Mustafa Durak, Yücel Baykara, Filiz Mergen,
Ayten Burgut, Atila Laçin, Mustafa Çörekçi, İlhan Ilgaz, İlhan Bezgin, Münir
Bellek, Orhan Şener sınıf arkadaşlarımdı. Gülay, Gülser Tuncer, Tahir Perek
sınıf arkadaşlarımdı. Gülser’ in babası, Çorum İlk öğretmen Okulu Müdürüydü. İl
Milli Eğitim Müdürü, Tahir Perek’in dayısı oluyordu… Bu arkadaşlara sağlık ve uzun
ömür diliyorum. Tümay Tüzün’le, Ercan Bozdoğan’la, Münir Bellek’le, Orhan
Şener’le, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde de öğrenime devam ettik. İlhan Bezgin,
1955 yılında, Çorum Lisesin den, Çorum Sanat Okulu’na nakledilmişti. İlhan
Bezgin, 1960’ların ortalarında, İskilip’ten bizim bir akrabamızla evlenmişti.
***
Meral
Çelen’i, Çorum Lisesi’nden hatırlıyorum.1954-1955 ders yılına Çorum Lisesi’ne
başladığımda, o da üçüncü sınıftaydı. Sanırım
1955 yılında, mezun oldu. Aziz Nesin’le evliliği de kanımca aynı yıl
gerçekleşti.
……………………
1955 kışında,
Lise’nin kütüphanesinde sahne kurulmuş, Namık Kemal’in, Vatan Yahut Silistre
oyunu oynanmıştı. Meral Çelen bu oyunda,
Zekiye rolündeydi. Olay, 1853-1854 Kırım Savaşı sırasında geçiyordu. İslam Bey
Gönüllü olarak cepheye gidiyordu. Ona karşı duygusal bağları olan Zekiye de,
onu takip ediyordu… Oyunu izleyenler,
öğrenciler ve öğrenci velileriydi. 1955 yazında, Ahmet Kutsi Tecer’in Köşe başı
oyunu oynanmıştı. Bu oyun Çorum’daki, Yalçın Sineması’nda oynanmıştı. Bu oyunun
izleyicileri daha kalabalıktı. Meral Çelen’in Güllü Güzel isimli bir öykü kitabı da vardı.
Ahmet
Nesin’le, Prof. Ali Nesin’le, zaman zaman kitap fuarlarında, imza günlerinde
karşılaşıyorum. Ama bu küçük anımı da henüz onlara anlatamadım.
İsmail
Beşikci
18 Şubat
2018
Derleyen-
Mustafa Yolcu
6 Mart 2018 Salı
7 DÜVELLE HARP ETMEK
7
DÜVELLE HARP ETMEK
Afrin’de
savaşıyoruz. Suriye, Irak sınırı boyunca tertibat alıyoruz. Karşımızda tek
düşman yok, yedi düvele karşı savaşıyoruz.
Abdülhamit
han demiş ki “Bir harbe giriyoruz. Bu harpte dostumuz yok, müttefikimiz yok.
Bir tek Allah’ımız var. Yedi düvele karşı savaşıyoruz. Allah’ın izniyle,
devletimizi kimseye teslim etmeyiz. Lakin harpteki kayıplar, istikbalimizi
yaralar. Gençlerimizi yitiririz. Yetişmiş subaylarımızı yitiririz. “
Abdülhamit’in
zamanında da, diğer harplerde ’de durum aynı idi. Biz hep yedi düvel ile harp
ettik, içimizdeki hainlerde bizi içerden vurmaya çalıştılar.
Şu anda
Afrin’de, İstiklal harbi vermiyoruz ama İSTİKBAL HARBİ veriyoruz. Orta Doğu coğrafyasındaki
bu sıkıntıyı alt edebilirsek, geleceğimize kurulmak istenen tuzakları bozmuş
olacağız. Bize düşman olanların hayallerini, boşa çıkaracağız. Askerimiz
karşısında Amerikan, Fransız, Alman, Çinli, Hollandalı, İngiliz özel kuvvet
askerleri ’de var. YPG militanlarını eğitip, teçhiz edip karşımıza
çıkarıyorlar.
Fransız
Lafarge çimento firması betonu üretiyor, Almanlarda beton ile yer altı sığınaklarını
yapıyorlar. Sözde bunlar müttefiklerimiz. NATO çerçevesinde gerekirse, biz
onlar için harbe gireceğiz. NATO’nun en büyük ikinci ordusuyuz. Ama
müttefiklerimizin, başta Amerika olmak üzere yaptıkları Orta’da.
Amerikalı
bir general ülkesinde “Türk askerleri, Araplar ve diğer ülke askerlerine
benzemiyor. Türkler ’de geri gitmek gibi bir davranış yok. Ölesiye
savaşıyorlar.” Diye beyanat veriyor. Hiçbir ülkenin anası evladını, düğüne
gider gibi askere göndermez. Ana evladına derki “SÜTÜM SANA HELAL OLMAZ, SALDIRMAZSAN
DÜŞMANA.” Bu anaları, dünyanın hiçbir milletin
de bulamazsınız.
İşte bu
manevi kuvvet, bizi biz yapıyor. Bizi güçlü yapıyor. İşte bu sebeple, yedi
düvel karşımıza dikiliyor. İçten ve dışarıdan bizi çökeltmeye çalışıyorlar.
Amerika
ve Batılılar, dünyanın en barbar, kan dökücü, sömürgeci ülkeleridir. Barış ve
özgürlük getireceğiz, DEAŞ ile savaşacağız diye gittikleri yerlerde, sivil
çocuk demeden, insanları öldürmüşlerdir.
Irak’ta
bir milyon, Afganistan ve Pakistan’da 300.000 kişi olmak üzere, bir milyon üç
yüz bin sivil, Amerika ve batılılar tarafından öldürülmüştür.
1. Ve
2. Dünya harbinde ölen insan sayısı, 75 milyondur. Bunların anladıkları, barış
ve demokrasi anlayışı bu işte. Bu anlayış, aynen devam etmektedir.
Metotları
makyevalist metot, gayeleri emperyalizm. İnsanı makinanın tamamlayıcısı olarak
görüyorlar. Bu sebeple, belirledikleri hedefe varmak için, her şeyi yapıyorlar.
Her türlü vasıtayı kullanıyorlar. Bu anlayış için, insanların kitle halinde
ölümü, aç kalmaları, şehirlerin yıkılması, tabiatın zarar görmesi sorun
olmuyor.
Dünya’da
kamuoyu oluşturma, propaganda vasıtaları ile insanları istedikleri gibi
düşündürüyor, kanaat sahibi yapıyorlar.
Amerika
Irak harbi sırasında, denizde yağlara bulaşmış kuşların, sudan çıkmaya çalışması
ve bu arada verilen fon müziği ile insanları etkilemiş, insanlarda kuşların bu
duruma gelmesine Saddam neden oldu kanaati oluşmuştu. Daha sonra anlaşıldı ki, bu
tamamen Amerika’nın senaryosudur.
Aynı
zihniyet, Doğu Guta ’da binlerce sivilin ölümüne ses çıkarmazken, Afrin’de siviller
öldürülüyor diye, Türkiye aleyhine propaganda yapmaya kalkıyor.
Türk
asıllı devletlerin, Afrin konusunda ne düşündüğünü merak ediyorum. Azerbaycan dışın
‘da, Türk devletlerinden ses yok. Beyanat yok. Türkiye olarak bizim, nasıl
kuşatıldığımızın göstergesidir bu. Rusya kardeş devletlere talimat vererek,
Türkiye ile ilişkinizi soğuk tutun demiştir. Bu sebeple olacak ki, bu kardeş
devletlerden ses çıkmıyor. Bunun Altın’da, bu ülkeler ile bizim dış
politikamızın yanlışı var mı bilmiyorum. Ama insan kardeş bildiği ülkeleri, yanında görmek
istiyor. Afrika açılımı gibi bir açılım, Türk devletleriyle de kısa süre de
olur inşallah.
Afrin
ve diğer başarılar, bizim kendi imkanlarımız ile ayakta durabilmemiz, önümüzde
duran birçok kapıyı açacaktır. Hamaset bir tarafa, bizde oyunu kurallarına göre
oynamak durumundayız. Dış politika ’da önemli olan, çıkar ilişkileri olduğu
için, her açıdan güçlülük sorunları çözecektir.
Allah
ordumuza, askerimize, güvenlik güçlerimize güç ve kuvvet versin. İSTKBAL
MÜCADELESİNİ BAŞARI İLE ATLATALIM.
Mustafa
Yolcu
06.03.2018
17 Şubat 2018 Cumartesi
iskilip ortaokulu- 1951- 1954
İSKİLİP ORTAOKULU, 1951-1954
Değerli ağabeyimiz İsmail Beşikci nin İskilip Ortaokulu adlı yazısını sunuyor, sizleri 1951- 1954 yıllarına taşıyorum.
Ortaokula, İlkokulu bitirdikten hemen sonra, 1951 Sonbaharında başladım. Ortaokul, Hacı piri Mahallesi’nden çarşıya doğru gelen caddeyle, İskilip-Çorum yolunun kesiştiği köşedeydi. Doğal olarak, İskilip-Çorum yolunun sol tarafında, şehir parkının hemen karşısında yer alıyordu.
Parkın hemen yanında, Ortaokul ile parkın arasında Yivlik Suyu akan, 5-6 musluklu daire şeklinde bir çeşme vardı. Çeşmenin hizasında, parkın öbür köşesine çapraz olarak yerleşmiş hükümet konağı yer alıyordu. Hükümet konağının karşısında, yolun sol tarafında İskilip Cezaevi, üst katta da karakol bulunuyordu. Karakolun hemen yanında da Azmimilli İlkokulu bulunuyordu.
Ortaokul ve Azmimilli İlkokulu aynı bahçeyi kullanıyordu. Hacı piri Mahallesi’nden, çarşıya doğru açılan caddenin sol tarafı her iki okulun müşterek olarak kullandığı bahçeydi. Ortaokuldan bahçeye, 7-8 basamaklı bir merdivenle inilirdi.
Ortaokula çarşı tarafından da giriliyordu, Azmi millî İlkokulu tarafından da giriliyordu. Çarşı tarafındaki kapıyı, daha çok öğretmenler kullanırdı. Bazen, öğrencilerin o kapıdan giriş-çıkışları engellenirdi.
Çarşı tarafındaki kapıdan girildiği zaman, girişte, sağ tarafta Öğrenci İşleri bürosu yer alıyordu. Giriş katının üzerinde bir kat daha vardı. Girişin üstündeki bu katta, merdivenin başında Müdürün Odası yer alıyordu. Müdür Odası’nın yanında Öğretmenler Odası vardı. Derslikler de bu kattaydı. Derslikler U şeklinde düzenlenmişti. O zaman 1A, 1B vs. yoktu. Üç sınıf için de birer derslik vardı. 1951-1952 döneminde 50 civarında öğrenci kayıt yaptırmış, öğrenime başlamıştı. Bu katta, birinci ve üçüncü sınıflar U şeklindeki düzenleme ’de, U’nun iki ucunda, ikinci sınıf ta U’nun tabanında yer alıyordu. Birinci sınıfın dersliği epeyce büyüktü. Birinci sınıfın pencereleri bahçeye, üçüncü sınıfın pencereleri yola, parka bakıyordu. Doğal olarak Öğretmenler odasının ve Müdürün Odası’nın pencereleri de yola ve parka bakıyordu. İkinci sınıfın pencereleri, hükümet konağına, karakola, cezaevine, Azmi millî İlkokulu’na bakıyordu.
Giriş katında, Öğrenci İşleri bürosundan hemen sonra, bahçeye açılan büyük bir salon vardı. Bahçeye açılan kapının hemen yanında pinpon masası bulunurdu. Her iki uçta erkek ve kız öğrenciler için tuvalet kabinleri vardı. Bu katta, İskilip civarındaki köylerden gelen ve yatılı olarak tahsil gören öğrenciler için bir bölüm de vardı. Bu bölüm, bu öğrenciler için yurt olarak kullanılıyordu.
Bahçenin bir ucunda, esnaftan Hocazade’nin evi bulunurdu. Hocazade, evinin bahçe köşesindeki bir alana yeni bir bina yaptırdı. Bina tamamlanınca, yatılı öğrenciler o binaya taşınıp, orada yatıp-kalkmaya başladılar. Yatılı öğrencilerden boşana bölüm de Resim Atölyesi, Elişi Atölyesi olarak kullanılmaya başlandı. Bu bölümün yanında, küçük bir oda daha vardı. Jimnastik Öğretmeni Mehmet Alpay bu odada kalıyordu. Mehmet hoca, aynı zamanda yatılı öğrencilerle de ilgileniyordu. Önceden yatılı öğrencilerin kaldığı Resim Atölyesi’nin, Mehmet Hoca’nın kaldığı odanın, Öğrenci İşleri bürosunun pencereleri de doğal olarak yola, parka bakıyordu.
***
Ortaokul binası sanırım, 1933’te yapılmıştı. Eğitim, bu yıllarda başlamış, daha önce Sakarya İlkokulu, Ortaokul olarak da hizmet görüyormuş… Bütün bu alanlar 1960’larda yıkıldı. 1972li yıllarda, Misak-ı Milli İlkokulu ve Askerlik Şubesi tarafında, Lise’yi de içeren yeni, büyük bir bina yapıldı. Ortaokul binasının bulunduğu alana iş merkezi kurulmuş. İş merkezinin giriş katında, köşede bir eczane bulunuyor. Bahçenin Akçay’a doğru tarafında, köşede Hocazade’nin bitişiğinde Anaçların evi vardı. Buralar da yıkılmış. Bu alanlar da çarşıya katılmış. Buralarda da dükkanlar açılmış
***
Ortaokul Müdürü Sadık Koçhisar’lıydı. Sadık hoca aynı zamanda Türkçe öğretmeniydi. Her üç sınıfın da Türkçe derslerine Sadık hoca giriyordu. Yurt Bilgisi, Tarih, Coğrafya derslerine Hatice Pek aslan giriyordu. Hatice hoca, bu derslerin yanında her üç sınıfın Müzik derslerine de giriyordu. Mandolin çalardı. Matematik hocası Şevket Özener’di. Birinci sınıfta ders programında, Ticaret isimli bir ders daha vardı. Bu dersin hocası da Şevket hocaydı. Her üç sınıfın matematik derslerine Şevket Özenir hoca girerdi. Şevket Özenir hoca İskilipliydi.
Tabiat Bilgisi, Fizik, Kimya derslerine İsmail İnal giriyordu. İsmail hoca için ‘Fizikçi’ denirdi. İkinci sınıfın programında, Tarım Bilgisi isminde bir ders daha vardı. Bu derse de İsmail hoca gelirdi. İsmail hoca da İskilipliydi. Fransızca hocamız Yaşar Eroğlu’ydu. Bu derse zaman zaman kaymakamlar da gelirdi. Yaşar Eroğlu aynı zamanda müdür yardımcısıydı.
Beden Eğitim öğretmenimiz Mehmet Alpay’dı. Beden eğitimi için çoğu zaman bahçeye çıkardık. Ortaokula başladığım ilk yıl, Yurt Bilgisi, Tarih, Coğrafya, Müzik öğretmenimiz Hatice Pekaslan ile Jimnastik öğretmenimiz Mehmet Alpay evlendiler. Mehmet hoca, o zaman okulda kaldığı odasını boşalttı.
Son sınıftayken, 1953-1954 döneminde Osman Yalçın gelmişti. Osman Yalçın Resim öğretmeniydi. Kızı Umay bizim sınıftaydı. 1955-1956 döneminde Çorum Lisesi’nde okuyordum. Varlık Dergisi’nde, Osman Yalçın hocanın, ‘Bir Kasabadan Notlar’, başlıklı yazı dizisi yayımlanırdı. Bu yazı dizisinde Osman Hoca, İskilip izlenimlerini anlatıyordu. Bu yazıları çok büyük bir ilgiyle, heyecanla okurdum. Varlık Dergisi her ayın başında ve ortasında, 15 günde bir yayımlanırdı. 15 günü iple çekerdim. 15 gün yaklaştıkça büyük bir heyecana kapılırdım. Varlık dergisi 15 günde bir düzenli olarak yayınlanırdı. Her ayın başında ve ortasında, kitapçıya, gazete bayine muhakkak gelmiş olurdu. Osman hocanın bu yazıları, İskilip’te bazı hocaları çok kızdırırdı.
O zaman cumartesi günleri de eğitim olurdu. Cumartesi günleri yarım gün eğitim olur, öğleye doğru eğitim biter, bayrak merasiminden sonra okul dağılırdı. Bayrak merasimiyle göndere bayrak çekilirdi. Pazartesi günleri sabahleyin yeni bir bayrak merasimiyle eğitim başlardı. Bayrak merasimi sırasında İstiklal Marşı, Hatice hocanın yönetiminde söylenirdi.
Sabahları, zil çalıncaya kadar, öğrenciler bahçede dolaşırdı. Zil çalınca öğrenciler okula giriş kapısına açılan merdivenin önünde düzgün arka arkaya sıralar şeklinde dizilirdi. Nöbetçi öğretmen önce birinci sınıfları, sonra ikinci sınıfları, en son olarak da üçüncü sınıfları okula alırdı. Okuldaki iç merdivenleri paldır küldür çıkarak dersliklere varırdık. Eğitimde sabahçı-öğlenci yoktu. Eğitim, bütün gün sürerdi Sabahleyin dört ders, öğleden sonra iki ders olurdu.
Sınavlar yazılı olurdu. O dönemler test bilinmezdi. 2-3, bazen 4-5 soru sorulurdu. Sadık hoca Türkçe dersiyle ilgili olarak, Hatice hoca, Tarih, Coğrafya, Yurt Bilgisi dersleriyle ilgili olarak, çok ev ödevi verirlerdi. Sadık hoca, kompozisyon kağıtlarını okuduktan sonra, hataları gösterip, kağıtları tekrar bize dağıtırdı.
İkinci sınıftayken, ‘Fizikçi’ İsmail Hoca baharda, birkaç defa Cumartesi günü, bizleri Koç Kayası tarafına, Kayaardı’na, mezarlıklar bölgesine götürmüştü. Arazide, doğa, toprak, su, hakkında, çiçekler, böcekler hakkında bilgi vermişti. Bu gezileri çok severdik.
Okul üniforması olarak takım elbise giyilirdi. Kravat kullanılırdı. Elbisesi takım olsun olmasın, şapka muhakkak kullanılırdı. Şapkayla dolaşmak şarttı.
İskilip Ortaokulu, milli bayramlara muhakkak katılırdı. Boylu-poslu olanlar, bayrak-sancak taşırlardı. Merasimlerde, bayrağı birkaç defa Kamil Bingöl taşımıştı.
.
***
Bahattin Hazineci, Ahmet Lokmacı, Mehmet Bardakçı, Gafur Alp, Ahmet Kaymak öğretmendi. Ahmet Namlı esnaf sınıf arkadaşlarımdı. u arkadaşlar çeşitli zamanlarda vefat ettiler. Ahmet Lokmacı, Mehmet Bardakçı, Gafur Alp, Ahmet Namlı, Bahattin Hazineci çok genç yaşta vefat etmişti.
1954 yılı sonunda Çorum’da, İlk öğretmen Okulu açılmıştı. Ortaokuldan sonra, Liseye kayıt yaptırmak için gelen arkadaşlardan bazıları, Öğretmen Okuluna kayıt yaptırmıştı. Arkadaşlardan bazıları da, Bolu’daki öğretmen okuluna kayıp yaptırıp, orada eğitime başlamışlardı.
Yüksel Sarıaslan, Hüseyin Duman, Yücel Fazla, Vural Gürkan, Yaşar Tuğlacı arkadaşlar da vefat ettiler. Bu arkadaşlar, kanımca subaydı.
Mahir Keçeci, Aytek Koçhisarlı, Burhan Tanay, Erol Yazgan, Recep Acıpınar, Nuri Coşkun arkadaşlar da vefat ettiler. Recep Acıpınar, Nuri Coşkun öğretmendi. Mahir Keçeci mühendis, Aytek Koçhisarlı doktordu. Burhan Tanay bankacıydı. Erol Yazgan manifaturacı bir arkadaşımızdı, …
Kamil Bingöl’le, Cahit Yolcu’yla aynı sınıfta beraber olamadık, ama aynı dönemde, aynı okullarda çok beraber olduk. Bu arkadaşlar da vefat etti. Kamil, assubaydı, Cahit de, orduda, sivil memur olarak çalışıyordu.
İsmail Cebeci, Mustafa Cebeci, Yaşar Çizikçi arkadaşlar da vefat ettiler. Bu arkadaşlar da öğretmendi. Yaşar Çizikçi 2017’ baharında vefat etmişti. Çeşitli zamanlarda vefat eden bütün bu arkadaşlara rahmet diliyorum.
Ortaokuldayken ben vasat bir öğrenciydim. Mahir Keçeci, Aytek Koçhisarlı, Yaşar Çizikçi gibi arkadaşlar, çok iyi öğrencilerdi. Aytek Koçhisarlı, okul müdürü Sadık Koçhisarlı’nın oğluydu. Aytek’in aynı okulda iki kardeşi daha vardı. Ablası Ülker, bizden iki sınıf önde, Cengiz, bizden bir sınıf gerideydi. Ülker eczacı, Cengiz hukukçu olmuştu.. Ülker hanım, İskilip’ten, Av. Abdurrahman Güler’le evlenmişti. Abdurrahman Bey, birkaç dönem Çorum milletvekili olmuştu.
***
Hüseyin Güler, Yusuf Akseki, Orhan İnal, Ali Kibritçi, Mustafa Çağıl, Ömer Genç, Nuri, Bahar, sınıf arkadaşlarımdır. Ergün Aras, Özden Basmacı, Umay Yalçın, Necati İkinci, Mustafa Yelkovan, Ali Yazgan, İsmail Yağlıcı, Hasan Turşucu, Yaşar Kadayıfçı, Kemal İlcan, İmran Tüzel, Ömer Karakullukçu… sınıf arkadaşlarımdır. Bütün bu arkadaşlara, sağlık diliyorum, uzun ömür diliyorum.
Nereden Nereye 2
1958’de, Ankara’da, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenime başladım. Bu fakültede, dördüncü sınıfta, İdari Şube’de, Şehircilik isminde bir ders vardı. Dersin hocası Prof. Fehmi Yavuz’du. Fehmi hoca Ispartalıydı. Fehmi hoca öğrencilerle çok sıkı bağlar kuran, bu tutumunu sürdüren bir hocaydı. Bir gün hocayla sohbet ederken, İskilip Ortaokulu’nda 1951-1954 döneminde Jimnastik öğretmeni olan Mehmet Alpay’ın, hocanın yeğeni olduğunu öğrendim.
Tatillerde, İskilip’te zaman zaman öğretmenleri görürdüm. Bazı öğretmenler, benim Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuduğumu bilirlerdi. Mehmet hocayla, Hatice hocayla da görüşmelerim olurdu … Mehmet Hoca, bu durumu Fehmi hocaya da anlatmış… Fehmi Hoca, öğrencileriyle sık sık konuşan bir hocaydı. Bu olaydan sonra, ‘yeğenimin eski bir öğrencisi’ diyerek benimle daha farklı bir ilişki sürdürürdü.
İsmail Beşikci- Yazar
Mustafa Yolcu- derleyen
Değerli ağabeyimiz İsmail Beşikci nin İskilip Ortaokulu adlı yazısını sunuyor, sizleri 1951- 1954 yıllarına taşıyorum.
Ortaokula, İlkokulu bitirdikten hemen sonra, 1951 Sonbaharında başladım. Ortaokul, Hacı piri Mahallesi’nden çarşıya doğru gelen caddeyle, İskilip-Çorum yolunun kesiştiği köşedeydi. Doğal olarak, İskilip-Çorum yolunun sol tarafında, şehir parkının hemen karşısında yer alıyordu.
Parkın hemen yanında, Ortaokul ile parkın arasında Yivlik Suyu akan, 5-6 musluklu daire şeklinde bir çeşme vardı. Çeşmenin hizasında, parkın öbür köşesine çapraz olarak yerleşmiş hükümet konağı yer alıyordu. Hükümet konağının karşısında, yolun sol tarafında İskilip Cezaevi, üst katta da karakol bulunuyordu. Karakolun hemen yanında da Azmimilli İlkokulu bulunuyordu.
Ortaokul ve Azmimilli İlkokulu aynı bahçeyi kullanıyordu. Hacı piri Mahallesi’nden, çarşıya doğru açılan caddenin sol tarafı her iki okulun müşterek olarak kullandığı bahçeydi. Ortaokuldan bahçeye, 7-8 basamaklı bir merdivenle inilirdi.
Ortaokula çarşı tarafından da giriliyordu, Azmi millî İlkokulu tarafından da giriliyordu. Çarşı tarafındaki kapıyı, daha çok öğretmenler kullanırdı. Bazen, öğrencilerin o kapıdan giriş-çıkışları engellenirdi.
Çarşı tarafındaki kapıdan girildiği zaman, girişte, sağ tarafta Öğrenci İşleri bürosu yer alıyordu. Giriş katının üzerinde bir kat daha vardı. Girişin üstündeki bu katta, merdivenin başında Müdürün Odası yer alıyordu. Müdür Odası’nın yanında Öğretmenler Odası vardı. Derslikler de bu kattaydı. Derslikler U şeklinde düzenlenmişti. O zaman 1A, 1B vs. yoktu. Üç sınıf için de birer derslik vardı. 1951-1952 döneminde 50 civarında öğrenci kayıt yaptırmış, öğrenime başlamıştı. Bu katta, birinci ve üçüncü sınıflar U şeklindeki düzenleme ’de, U’nun iki ucunda, ikinci sınıf ta U’nun tabanında yer alıyordu. Birinci sınıfın dersliği epeyce büyüktü. Birinci sınıfın pencereleri bahçeye, üçüncü sınıfın pencereleri yola, parka bakıyordu. Doğal olarak Öğretmenler odasının ve Müdürün Odası’nın pencereleri de yola ve parka bakıyordu. İkinci sınıfın pencereleri, hükümet konağına, karakola, cezaevine, Azmi millî İlkokulu’na bakıyordu.
Giriş katında, Öğrenci İşleri bürosundan hemen sonra, bahçeye açılan büyük bir salon vardı. Bahçeye açılan kapının hemen yanında pinpon masası bulunurdu. Her iki uçta erkek ve kız öğrenciler için tuvalet kabinleri vardı. Bu katta, İskilip civarındaki köylerden gelen ve yatılı olarak tahsil gören öğrenciler için bir bölüm de vardı. Bu bölüm, bu öğrenciler için yurt olarak kullanılıyordu.
Bahçenin bir ucunda, esnaftan Hocazade’nin evi bulunurdu. Hocazade, evinin bahçe köşesindeki bir alana yeni bir bina yaptırdı. Bina tamamlanınca, yatılı öğrenciler o binaya taşınıp, orada yatıp-kalkmaya başladılar. Yatılı öğrencilerden boşana bölüm de Resim Atölyesi, Elişi Atölyesi olarak kullanılmaya başlandı. Bu bölümün yanında, küçük bir oda daha vardı. Jimnastik Öğretmeni Mehmet Alpay bu odada kalıyordu. Mehmet hoca, aynı zamanda yatılı öğrencilerle de ilgileniyordu. Önceden yatılı öğrencilerin kaldığı Resim Atölyesi’nin, Mehmet Hoca’nın kaldığı odanın, Öğrenci İşleri bürosunun pencereleri de doğal olarak yola, parka bakıyordu.
***
Ortaokul binası sanırım, 1933’te yapılmıştı. Eğitim, bu yıllarda başlamış, daha önce Sakarya İlkokulu, Ortaokul olarak da hizmet görüyormuş… Bütün bu alanlar 1960’larda yıkıldı. 1972li yıllarda, Misak-ı Milli İlkokulu ve Askerlik Şubesi tarafında, Lise’yi de içeren yeni, büyük bir bina yapıldı. Ortaokul binasının bulunduğu alana iş merkezi kurulmuş. İş merkezinin giriş katında, köşede bir eczane bulunuyor. Bahçenin Akçay’a doğru tarafında, köşede Hocazade’nin bitişiğinde Anaçların evi vardı. Buralar da yıkılmış. Bu alanlar da çarşıya katılmış. Buralarda da dükkanlar açılmış
***
Ortaokul Müdürü Sadık Koçhisar’lıydı. Sadık hoca aynı zamanda Türkçe öğretmeniydi. Her üç sınıfın da Türkçe derslerine Sadık hoca giriyordu. Yurt Bilgisi, Tarih, Coğrafya derslerine Hatice Pek aslan giriyordu. Hatice hoca, bu derslerin yanında her üç sınıfın Müzik derslerine de giriyordu. Mandolin çalardı. Matematik hocası Şevket Özener’di. Birinci sınıfta ders programında, Ticaret isimli bir ders daha vardı. Bu dersin hocası da Şevket hocaydı. Her üç sınıfın matematik derslerine Şevket Özenir hoca girerdi. Şevket Özenir hoca İskilipliydi.
Tabiat Bilgisi, Fizik, Kimya derslerine İsmail İnal giriyordu. İsmail hoca için ‘Fizikçi’ denirdi. İkinci sınıfın programında, Tarım Bilgisi isminde bir ders daha vardı. Bu derse de İsmail hoca gelirdi. İsmail hoca da İskilipliydi. Fransızca hocamız Yaşar Eroğlu’ydu. Bu derse zaman zaman kaymakamlar da gelirdi. Yaşar Eroğlu aynı zamanda müdür yardımcısıydı.
Beden Eğitim öğretmenimiz Mehmet Alpay’dı. Beden eğitimi için çoğu zaman bahçeye çıkardık. Ortaokula başladığım ilk yıl, Yurt Bilgisi, Tarih, Coğrafya, Müzik öğretmenimiz Hatice Pekaslan ile Jimnastik öğretmenimiz Mehmet Alpay evlendiler. Mehmet hoca, o zaman okulda kaldığı odasını boşalttı.
Son sınıftayken, 1953-1954 döneminde Osman Yalçın gelmişti. Osman Yalçın Resim öğretmeniydi. Kızı Umay bizim sınıftaydı. 1955-1956 döneminde Çorum Lisesi’nde okuyordum. Varlık Dergisi’nde, Osman Yalçın hocanın, ‘Bir Kasabadan Notlar’, başlıklı yazı dizisi yayımlanırdı. Bu yazı dizisinde Osman Hoca, İskilip izlenimlerini anlatıyordu. Bu yazıları çok büyük bir ilgiyle, heyecanla okurdum. Varlık Dergisi her ayın başında ve ortasında, 15 günde bir yayımlanırdı. 15 günü iple çekerdim. 15 gün yaklaştıkça büyük bir heyecana kapılırdım. Varlık dergisi 15 günde bir düzenli olarak yayınlanırdı. Her ayın başında ve ortasında, kitapçıya, gazete bayine muhakkak gelmiş olurdu. Osman hocanın bu yazıları, İskilip’te bazı hocaları çok kızdırırdı.
O zaman cumartesi günleri de eğitim olurdu. Cumartesi günleri yarım gün eğitim olur, öğleye doğru eğitim biter, bayrak merasiminden sonra okul dağılırdı. Bayrak merasimiyle göndere bayrak çekilirdi. Pazartesi günleri sabahleyin yeni bir bayrak merasimiyle eğitim başlardı. Bayrak merasimi sırasında İstiklal Marşı, Hatice hocanın yönetiminde söylenirdi.
Sabahları, zil çalıncaya kadar, öğrenciler bahçede dolaşırdı. Zil çalınca öğrenciler okula giriş kapısına açılan merdivenin önünde düzgün arka arkaya sıralar şeklinde dizilirdi. Nöbetçi öğretmen önce birinci sınıfları, sonra ikinci sınıfları, en son olarak da üçüncü sınıfları okula alırdı. Okuldaki iç merdivenleri paldır küldür çıkarak dersliklere varırdık. Eğitimde sabahçı-öğlenci yoktu. Eğitim, bütün gün sürerdi Sabahleyin dört ders, öğleden sonra iki ders olurdu.
Sınavlar yazılı olurdu. O dönemler test bilinmezdi. 2-3, bazen 4-5 soru sorulurdu. Sadık hoca Türkçe dersiyle ilgili olarak, Hatice hoca, Tarih, Coğrafya, Yurt Bilgisi dersleriyle ilgili olarak, çok ev ödevi verirlerdi. Sadık hoca, kompozisyon kağıtlarını okuduktan sonra, hataları gösterip, kağıtları tekrar bize dağıtırdı.
İkinci sınıftayken, ‘Fizikçi’ İsmail Hoca baharda, birkaç defa Cumartesi günü, bizleri Koç Kayası tarafına, Kayaardı’na, mezarlıklar bölgesine götürmüştü. Arazide, doğa, toprak, su, hakkında, çiçekler, böcekler hakkında bilgi vermişti. Bu gezileri çok severdik.
Okul üniforması olarak takım elbise giyilirdi. Kravat kullanılırdı. Elbisesi takım olsun olmasın, şapka muhakkak kullanılırdı. Şapkayla dolaşmak şarttı.
İskilip Ortaokulu, milli bayramlara muhakkak katılırdı. Boylu-poslu olanlar, bayrak-sancak taşırlardı. Merasimlerde, bayrağı birkaç defa Kamil Bingöl taşımıştı.
.
***
Bahattin Hazineci, Ahmet Lokmacı, Mehmet Bardakçı, Gafur Alp, Ahmet Kaymak öğretmendi. Ahmet Namlı esnaf sınıf arkadaşlarımdı. u arkadaşlar çeşitli zamanlarda vefat ettiler. Ahmet Lokmacı, Mehmet Bardakçı, Gafur Alp, Ahmet Namlı, Bahattin Hazineci çok genç yaşta vefat etmişti.
1954 yılı sonunda Çorum’da, İlk öğretmen Okulu açılmıştı. Ortaokuldan sonra, Liseye kayıt yaptırmak için gelen arkadaşlardan bazıları, Öğretmen Okuluna kayıt yaptırmıştı. Arkadaşlardan bazıları da, Bolu’daki öğretmen okuluna kayıp yaptırıp, orada eğitime başlamışlardı.
Yüksel Sarıaslan, Hüseyin Duman, Yücel Fazla, Vural Gürkan, Yaşar Tuğlacı arkadaşlar da vefat ettiler. Bu arkadaşlar, kanımca subaydı.
Mahir Keçeci, Aytek Koçhisarlı, Burhan Tanay, Erol Yazgan, Recep Acıpınar, Nuri Coşkun arkadaşlar da vefat ettiler. Recep Acıpınar, Nuri Coşkun öğretmendi. Mahir Keçeci mühendis, Aytek Koçhisarlı doktordu. Burhan Tanay bankacıydı. Erol Yazgan manifaturacı bir arkadaşımızdı, …
Kamil Bingöl’le, Cahit Yolcu’yla aynı sınıfta beraber olamadık, ama aynı dönemde, aynı okullarda çok beraber olduk. Bu arkadaşlar da vefat etti. Kamil, assubaydı, Cahit de, orduda, sivil memur olarak çalışıyordu.
İsmail Cebeci, Mustafa Cebeci, Yaşar Çizikçi arkadaşlar da vefat ettiler. Bu arkadaşlar da öğretmendi. Yaşar Çizikçi 2017’ baharında vefat etmişti. Çeşitli zamanlarda vefat eden bütün bu arkadaşlara rahmet diliyorum.
Ortaokuldayken ben vasat bir öğrenciydim. Mahir Keçeci, Aytek Koçhisarlı, Yaşar Çizikçi gibi arkadaşlar, çok iyi öğrencilerdi. Aytek Koçhisarlı, okul müdürü Sadık Koçhisarlı’nın oğluydu. Aytek’in aynı okulda iki kardeşi daha vardı. Ablası Ülker, bizden iki sınıf önde, Cengiz, bizden bir sınıf gerideydi. Ülker eczacı, Cengiz hukukçu olmuştu.. Ülker hanım, İskilip’ten, Av. Abdurrahman Güler’le evlenmişti. Abdurrahman Bey, birkaç dönem Çorum milletvekili olmuştu.
***
Hüseyin Güler, Yusuf Akseki, Orhan İnal, Ali Kibritçi, Mustafa Çağıl, Ömer Genç, Nuri, Bahar, sınıf arkadaşlarımdır. Ergün Aras, Özden Basmacı, Umay Yalçın, Necati İkinci, Mustafa Yelkovan, Ali Yazgan, İsmail Yağlıcı, Hasan Turşucu, Yaşar Kadayıfçı, Kemal İlcan, İmran Tüzel, Ömer Karakullukçu… sınıf arkadaşlarımdır. Bütün bu arkadaşlara, sağlık diliyorum, uzun ömür diliyorum.
Nereden Nereye 2
1958’de, Ankara’da, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğrenime başladım. Bu fakültede, dördüncü sınıfta, İdari Şube’de, Şehircilik isminde bir ders vardı. Dersin hocası Prof. Fehmi Yavuz’du. Fehmi hoca Ispartalıydı. Fehmi hoca öğrencilerle çok sıkı bağlar kuran, bu tutumunu sürdüren bir hocaydı. Bir gün hocayla sohbet ederken, İskilip Ortaokulu’nda 1951-1954 döneminde Jimnastik öğretmeni olan Mehmet Alpay’ın, hocanın yeğeni olduğunu öğrendim.
Tatillerde, İskilip’te zaman zaman öğretmenleri görürdüm. Bazı öğretmenler, benim Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuduğumu bilirlerdi. Mehmet hocayla, Hatice hocayla da görüşmelerim olurdu … Mehmet Hoca, bu durumu Fehmi hocaya da anlatmış… Fehmi Hoca, öğrencileriyle sık sık konuşan bir hocaydı. Bu olaydan sonra, ‘yeğenimin eski bir öğrencisi’ diyerek benimle daha farklı bir ilişki sürdürürdü.
İsmail Beşikci- Yazar
Mustafa Yolcu- derleyen
29 Ocak 2018 Pazartesi
AFRİN ÇIKARMASINI NASIL ANLAMALIYIZ ?
AFRİN ÇIKARMASINI NASIL
ANLAMALIYIZ?
Afrin çıkarması, kolay bir
çıkarma değil. Bu çıkarma uzun süren politik girişimler, hazırlıklar sonrası
yapılmıştır.
Bu çıkarma, Türkiye’ye
rağmen önüne konulan, kabullenilmesi istenilen ajandaya itiraz çıkarmasıdır.
Bu planı yapanların asıl
gayesi “NİLDEN FIRATA, ARZ-I MEV’UD” u gerçekleştirmektir. Bugün Suriye’den
toprak alınmak istenmektedir. Yarın
bizim topraklarımıza sıra gelecektir. Şu anda oluşturulmak istenen terör kuşağı
işgalleri, Kürdistan adına değil, İsrail’in talebini gerçekleştirmek içindir.
Bizim askerlerimiz, bu
talebin karşısında durmak için AFRİN’DEDİR. Ülkesine sahip olmak, kötü
emellerin karşısında durmak için Afrin’dedir. Bu karşı koyuş ve terörle
mücadele; İran, Irak, Suriye, Türkiye menfaatlerini ’de ilgilendirmektedir.
Dört ülke de bu bölücü terör emellerinin muhatabıdır.
Ülkemiz 1974 yılında Kıbrıs
çıkarmasını yaptığında; başta İngiltere olmak üzere bazı ülkelerin izni
alınmış, çıkarma sonrası Amerika- Avrupa, ülkemize göz dağı vererek dur
demişlerdir. Bu süreçte uçaklarımızın ihtiyacı olan benzini, uçak lastiğini,
bombaları Libya lideri Kaddafi karşılamıştı.
Sonrada Amerika tarafından,
ülkemize askeri ambargo konulmuştu. Kıbrıs Barış Harekâtı Türkiye’ye, bir
gerçeği de göstermişti; İkinci Dünya Savaşı sonrasında Batı ve Amerika
şemsiyesi altına alınan Türkiye, "Batı tarafından gerçekten benimsenmiş
değildi" Batı için bir "ileri karakol" görevi görüyordu. Oysa
Türkiye, kendisini Batı'nın içinde, Batı tarafından benimsenmiş ülke
zannediyordu.
Kıbrıs’ta altı gün savaş
yapılmıştı. Ama ekonomimiz, ambargo sebebi ile iki üç yıl belini
doğrultamamıştı. 1980 Yılından sonra ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar nedeni
ile yıllarca ordumuz, bölücü teröristlerle, hainlerle mücadele etmiştir. Ülke
kaynaklarımız, bu mücadele için harcanmıştır. Bizim başımıza bu belayı
saranlar, ülkemizin pes edeceğini sanmışlardır. Ekonomimizin çıkmaza
gireceğini, milli beraberliğimizin bozulacağını düşünmüşlerdir. Ülkemizde
kaldırılan her şehit cenazesinde, buna sebep olanlara halkın öfkesi daha da
artmıştır.
Ordumuzun, Afrin
çıkartmasını yapmaya cesaret edemeyeceğini sananlar, yanıldıklarını bir daha
görmüşlerdir. Afrin’den ülkemize atılan Amerikan füzeleri, kullanılan Amerikan
menşeli silahlar, sözde müttefikimizin yaptıklarını ortaya koymaktadır. Gizli
hesapları ortaya çıkmaktadır. Elbette bir gün, bu yapılanların hesabı
sorulacaktır.
Afrin çıkarması, ülkemizin
zincirlerini kırdığı için önemlidir. Teröristlerden hesap sorulduğu için
önemlidir. Dünyayı kana boyayan, sözde süper güçlerin karşısına dikilindiği
için önemlidir. Kendi silahımız ile ülkemizi
savunduğumuz için önemlidir.
Bu çıkarma tarihe mal
olacaktır. Kahraman ordumuzun, terörizme karşı verdiği mücadeleden başarı ile
çıkması, ülkemizin onurunu yükseltecek, ülkemize bakan kem gözlerin cesaretini
kıracaktır.
Ecdadımız ne demiş?
“İSTİYORSAN SULHÜ SELAHI, HAZIR OL CENGE”. Afrin çıkarması ile bu durum bir
daha ispatlanmış olacaktır.
İşimiz daha bitmedi. Sırada
Münbic, Fırat’ın doğusu, batısındaki terör yuvaları da var. Bu terör yuvaları
da etkisiz hale getirilecektir. Kandil de bitirilecektir. Bütün bu hedeflerin,
bu saldırılara muhatap, komşu ülkelerin de katılımları ile sonuçlandırılması en
iyi tercih olacaktır.
Terörizme karşı yaptığımız
bu çıkarma, bize dost olan, düşman olan zihniyet ve devletleri de açığa
çıkardı. Bir daha anlaşıldı ki; daimî dost ve düşman devletler yok. Daimî
menfaatler vardır. Amerika’nın dostu İsraillinde “ARZ-I MEVUD “gibi değişmeyen
idealleri var. BAE ve bazı ülkeler de bir zamanlar nasıl Lawrens le birlikte
olmuşlarsa, şimdide aynı zihniyeti devam ettiriyorlar. Bu açığa çıkan durumu,
milletçe iyi değerlendirmeliyiz. Azim ve sebatla biz kendi doğrularımızın
arkasında durmalıyız. Biz maddi ve manevi olarak, bize düşman zihniyetlerin
karşısında durursak, bizim yanımız da olan ülkelerde o derece artacaktır.
Biz cephede olan
Mehmetçiğimize dua edelim. Allahım onları korusun. Hainlerin gizli hesaplarını
yüzlerine vursun, tuzaklarını bozsun. Milletimizin birlik ve beraberliğini güçlendirsin.
Mustafa Yolcu- 28.01.2018
Myolcu53@gmail.com

