31 Mart 2009 Salı

MUHSİN YAZICIOĞLUNUN CENAZE MERASİMİNDEN KARELER




VEFALI BAŞKAN- MUHSİN YAZICIOĞLU




VEFALI BAŞKAN

Muhsin yazıcıoğlu vefalılık özelliği ile bilinen bir şahsiyet ve başkan idi.
Dostluğu iyi günde de kötü günde de belli olurdu.
Onun ile ilgili bir hatıramı sizler ile paylaşacağım.

2001 Yılında hükümette Devlet Bakanı olan Abdul Haluk Çay bey hastalanarak 5.6.2001 tarihinde Hastaneye yatmıştı. Kalbinden tedavi görüyordu.
Böyle günlerde insan dostlarını yanında görmek ister.
Haluk beyin hastanede yattığını bir dostum bana haber vermişti.

Muhsin beyi telefon ile arayarak “Haluk beyin hastanede yattığını” haber verdim.
Muhsin bey cevaben” İyi ki haber verdin Mustafa haberim yoktu.”dedi.

Muhsin bey bu görüşmemizden bir saat sonra bizzat hastaneye giderek Haluk beyi ziyaret etmiş.
İnsanın dostlarınca hatırlanması, unutulmaması ne kadar güzel.

Bir gün partiye kendisini ziyaretine gittiğimizde “vefat eden bir tanıdığının evine taziyeye gittiğini, vefat eden kişinin ebcet hesabı ile hesap yaptırarak ölüm tarihini belirlettiği.Bunu da odasında ters çevrilmiş takvim yaprağına not etmiş olduğunu söyledi. Çocukları bu durumu BABALARI ÖLDÜKTEN SONRA FARK ETMİŞLER.

Muhsin Bey bu ebcet hesabını kendisinin de yaptıracağını,neticesini bir tarafa not edeceğini söylemişti.
Bunu yaptırıp yaptırmadığını bilmiyorum.

Ama ölümü ile tarihe bir not düşürdü.
Yüz binlerce insan Kocatepe de idi. Yıllarca birbirini görmeyen insanlar bir olmuş, birlikte olmuş, buraya gelmiş başkanlarına vefalarını gösteriyorlardı.

Muhsin Başkan ekmişti.Şimdide biçiyordu.
Arkasından söylenen” mertti,vefalı idi, çizgisini hiç değiştirmedi.”

RUHU ŞAD OLSUN.

MUSTAFA YOLCU-03.04.2009

28 Mart 2009 Cumartesi

MUHSİN YAZICIOĞLU'NA


YİĞİT İNSAN

Artık üşümezsin
Artık düşünmezsin
Açlık yok uykusuzlukta
Artık ebedi alemdesin

Mamağın zulmü çok
Olanları unutmak yok
Askıda omzunda yastık
Artık sana zulüm yok

Bir nöbetti bu dünya
Senin nöbetin bitti
Onurla yaşadın burda
Uğurlar olsun dünya


İnsanoğlu bu dünyada
Her zaman imtihanda
Yiğit Muhsin imtihana
İman etti yiğit gitti

YİĞİT İNSANA





Bir alim demişki:

Gam değildir gide dünya kala din
Gam odurki kala dünya gide din.

Yiğit Muhsin Gam değildir gide dünya kala din’i seçenlerden idi.

MUSTAFA YOLCU - ANKARA

11 Şubat 2009 Çarşamba

Gurbet

GURBET

Geceler Karanlık, Geceler Yaslı
Hüzün Çöküyor İçime Benim
Çaresiz Kuşlar Gibi Gece Yarısı
Sıla Hasretiyle Dertlenen Benim
XXX
İnsanı Yabancı Her Şeyi Başka
Çorbası Başka, Pilavı Başka
Sabah Olur İşe Gidersin
Bakışlar Başka, Selamlar Başka
XXX
Tanıdığın Yok Ki Halleşesin
Derdini Kiminle Söyleşesin
Eşten Dosttan Haber Sorup
Kederde Sevincde Birleşesin
XXX
Gurbet Akşamları Hüzünlü Olur
Sokaklar Boşalır İnsan Kaybolur
Birde Sıladan Haber Gelmezse
Hasret Yakar İnsan Kahrolur.

30.05.2008-Mustafa Yolcu

29 Ocak 2009 Perşembe

TAYYİP ERDOĞAN VE DAVOS




Tayyip Erdoğan bir kez daha milletinin sesi oldu.

Başbakanı olduğu ülkenin sesini , ölen çocukların feryadını dile getirdi.
Yıllarca süren güdümlü politikayı bırakarak ,şahsiyetli dış politikanın uygulayıcısı oldu.

Kutluyorum onu sessis insanların,mazlumların sesi oldu.

Birisinin akan kana dur demesi gerekiyor idi,bu Tayyip Erdoğan oldu.

KUTLUYORUM TAYYİP BEY SİZİ.

4 Ocak 2009 Pazar

BU TARİH UNUTULUR MU?

(Unuttuk,UNUTTURDULAR Maalesef…)

********

Birinci Dünya Savaşı'nda

İngilizlere,

150 bin askerimiz esir düştü.

Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın

İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na

Hapsedildi.

********

Kampın tam adı,

'Seydibeşir Kuveysna Osmani Useray-I Harbiye Kampı' idi.

Bu kampta,

1918'de

Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı

Osmanlı Askerleri

Tutuluyordu.

********

12 Haziran 1920'ye kadar

Iki yıl boyunca

Her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar.

********

İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…

********

Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların

Yalan yanlış çevirileri ve

kışkırtmaları nedeniyle,

kampların İngiliz komutanları,

AZILI TÜRK DÜŞMANI HALİNE

gelmişlerdi.

********

Savaş bitmişti.

Ancak,

Kamptaki ağır koşullar nedeniyle

ÖLENLER DIŞINDAKİ ASKERLERİ

TESLİM ETMEK,

İNGİLİZLERİN İŞİNE

GELMİYORDU.

ÇÜNKÜ,

OLASI YENİ BİR SAVAŞTA,

BU ASKERLERİN

YENİDEN KARŞILARINA ÇIKABİLECEKLERİ, ERMENİLER TARAFINDAN,

İNGİLİZLERİN BEYİNLERİNE İŞLENMİŞTİ.

********

Çözüm

Toplu katliamdı…

ASKERLERİMİZ,

MİKROP KIRMA BAHANESİYLE,

SÜNGÜ ZORUYLA

DEZENFEKTE HAVUZLARINA SOKULDU.

Ancak;

Suya normalin çok üzerinde

'KRİZOL' MADDESİ

katılmıştı..

Mehmetçik,

Suya daha ayağını soktuğunda,

aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu.

Ancak,

İNGİLİZ ASKERLERİ,

dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.


Mehmetçikler,

Bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler.

Ancak,

Bu kez İngilizler havaya

(başlarının üzerine)

ateş etmeye başladı.

Askerlerimiz,

ölmemek için,

çömelerek başlarını suya soktular.

Ancak,

başını Sudan kaldıran artık göremiyordu.

Çünkü gözleri yanmıştı…

********

Dışarı çıkanların halini gören

sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi

Ve 15 000 (15 bin) askerimiz

KÖR OLDU.

Bu vahşet,

25 Mayıs 1921 tarihinde

TBMM.' de görüşüldü.

Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler

Bir önerge vererek,

Mısır'da esirlerin

Krizol banyosuna sokularak,

15 BİN VATAN EVLADININ GÖZLERİNİN KÖR EDİLDİĞİNİ,

Bunun faili olan

İngiliz doktor,

Garnizon Komutanı ve

Askerlerin

cezalandırılması için,

TBMM' nin teşebbüse geçmesini istediler.

********

Ancak,

Yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı.

Ağır sorunlarla uğraşan TBMM' de

Bu hesap sorma işi

UNUTULDU GİTTİİİ…..

Ama onlar

Unutmuyorlar…

Kendi ihanetlerini bile

soykırım ambalajına sarıp,

dünya kamuoyuna

Sunuyorlar.


En üzücü olanı da

Malum birilerinin,

Bu karalama kampanyalarına

çanak tutması…

********

ERMELİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR.

BİZİM

TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK.!!!

Not:

EĞER ŞEHİTLERİMİZE SAYGINIZ VARSA;

3 dakikanızı almaz

Bu yazıyı

arkadaşlarınıza göndermelisiniz

6 Aralık 2008 Cumartesi

DOĞU- GÜNEYDOĞU AÇILIMI





Benim memleketimde’ de Kürt kökenli insanlar bulunmaktadır.
Bunlardan birisi olan Kürt Musdov hoca efendi medresesinde diğer âlimler ile birlikte ders verirmiş.
Memlekette onun hatırı sayılır, önü geçilmezmiş.
Memleketim insanları arasında ayrılık olmaz, her kez aynı dert ile dertlenir, aynı neşe ile neşelenirdi.
Bizim mahallede Hanönü Camii denilen bir cami var.
Köyünden İskilip’e gelen Kürt kökenli bir hemşerimiz diyor ki” Ben masrafını karşılayacağım. Şuraya bir cami yaptıralım.” Onun bu talebine olur diyorlar.
Şehrin eşrafından birine altınları teslim ediyor.” Siz cami inşaatının başında durun. Sizin öncülüğünüzde bu cami yapılsın.” Diyor.
Cami inşaatına başlanılıyor ve kısa sürede tamamlanarak ibadete açılıyor.
Camiyi yaptıran insanın köyüne haber gönderiyorlar “ Cami inşaatı tamamlandı. Hizmete açıldı. Gelip yaptırdığın camini gör.”
Haberi alınca atına biniyor, İskilip’e geliyor. İskilip’te şehre girmeden Hindoğlu yokuşu diye bir yokuş vardır. Bu yokuşa gelince atını köyüne doğru geri çeviriyor. Diyor ki “ Ben bu camiyi Allah rızası için yaptırdım. Camiyi gidip görürsem nefsime büyüklenme gelebilir. Allah rızası için yaptığımda boşa çıkar.” Camiyi gelip görmüyor bile.

İnsanlarımız böyle yüce duygular ile yaşamış, birlikte olmuş, kız alıp vermiş, okul müdürlerimiz, kaymakamlarımız, doktorlarımız, hâkimlerimiz olmuş, etle tırnak olmuş iki toplumu birbirinden ayırmak, hasım yapmak mümkün değildi.
Şimdi ise bu insanlar, dağa çıkıp askerimize kurşun sıkıyor, adı konulmamış harp ilan ediyorlar. Yenilir yutulur şeyler değil bu olanlar.

Lise yıllarında arkadaş gurubumuzda üç tane Kürt kökenli arkadaşımız vardı. Bunlar sınıflarının da en başarılı talebeleri idi. Her kez onlara kıvanç ile bakardı.
Kendileri talebe evlerinde kalır, zor şartlarda öğretimlerini sürdürürlerdi. Biz kazadan olduğumuz için şükredeceğimiz kadar kaynayan çorbamız olurdu. Bazen bizim ve diğer arkadaşların evlerine gider, Allah ne verdi ise birlikte oturur yerdik.

Bu arkadaşımızdan birisi İstanbul siyasal bilgiler fakültesini kazandı. Burayı bitirince önce bir bankanın müdürü, sonrada müfettişi olduğunu duymuştum. Kendisi ile 20 yıldır karşılaşmamıştım.
Otobüs ile İskilip’e giderken yan taraftaki koltukta oturan biri bana dönerek ismimi sordu. Söylediğimde kendisini tanıyıp tanımadığımı sordu. Hatırlayamadığımı söyleyince ismini söyledi. İsmini duyunca kendisini hemen hatırladım. Hemen kucaklaşıp yan yana oturduk.

Konuşurken hiç alakasızca bana “ biz hemen Kürt devleti kurulsun demiyoruz. Bu zamanla gerçekleşecek” demez mi! Şaşırdım kaldım. Konuştuğumuz konular genel konular idi. Bu konuya hiç değinmemiştik. Bende kendisine “ Talebelikte yıllarca birlikte olduk. Ben ve arkadaşlarımdan hiç birisi sana sen Kürt sün diye seni ayırdı mı? Sadece kıt imkânlarımızı, ekmeğimizi paylaşmadık mı? “ dedim.
Bana cevaben “ hayır bizi ayırmadınız. Evet, ekmeğinizi paylaştınız. “ dedi.

“Peki, sendeki bu değişiklik nerden geliyor “diye sordum. Cevap yok.
Gerçekten kardeş gibi olmuştuk. Hatta o zamanın şartlarında, solculara karşı birlikte fikir mücadelesi yürütmüştük.
Bu arkadaş Üniversitede kendisine tabanca çeken solcu bir kürdün elinden tabancasını aldığını, kendisini bunlarla korkutamayacaklarını söylediğini anlatmıştı. Nerden nereye.

Öyle bir ülkede yaşadık ki: Sağcı olmak suç, solcu olmak suç. Türk’üm dediğimizde
Faşist dediler, Kürt olmak, Laz olmak, Çerkez olmak suç. Müslüman olmak en büyük suç, alevi olmakta suç. Devlete hakim olan güç; her konuda vatandaşını potansiyel tehlike olarak algılıyordu.

Bu ülkede sadece batılı bir Hıristiyan gibi yaşarsan sorun yok. Tehlikeli değilsin. Kiliselerde yılbaşı yortularına katılırsan hepten çağdaşsın!

Satanist olursan, popçu olursan, 8 yaşında içkiye, uyuşturucuya başlarsan sorun yok. Gece sabahlara kadar parklarda içkini içip, seks kölesi olursan, kumarını oynarsan sorun yok.

Bu ülkenin aydınlarına, düşünürlerine tuzaklar kur, onları öldür. Ondan sonra sucu duruma göre sağcıların veya solcuların üzerine at. Bunlarda sorun yok.

Binlerce silahı PKK’ya, Barzani’ye, Talabani’ye ver, Sınırlardan tonlarca uyuşturucu, silah, kaçak mal girsin, bu mallar Türkiye üzerinden Avrupa’ya gitsin kimse bunun farkında olmasın!

Sınırlardan kaçak mülteciler girsin, bunlar Egeye, diğer sınırlara gidip Türkiye’den çıkmaya çalışsın! Kimsenin haberi olmasın.

Darbeler olsun, piyon olarak kullanılan bu gencecik insanlardan sağcısını, solcusunu Mamak ceza evinde, Kürdünü Diyarbakır ceza evinde işkencelere tabi tut. Hem de ne işkenceler. Savaşta düşmanı esir alsalardı, o esirlere bu ülkenin insanına yapılan işkenceyi yapamazlardı. Guantalama ceza evi bu ceza evlerinden farklımıydı bilmiyorum.

Osmanlı devletinin yıkılması için Ortadoğu halkları İngilizlerin oyununa gelerek, Osmanlıyı birlikte hançerlediler. Bu ülkelerin yıllardır rahat ve huzuru yok. Diyorlar ki “ Biz Osmanlıyı arkadan vurduk. Osmanlının bedduası tuttu. Onun için rahat ve huzur bulamıyoruz, sıkıntılardan kurtulamıyoruz.”

Tabi’i ki bu millet öyle asil bir millet ki; asırlarca Anadolu da haçlılara karşı göğsünü siper etmiş. Buradan aşağı geçilmez demiş.
Her 20 yılda bir Ruslar ile harp etmişiz. Niye onların ulusal rüyalarına engel olmak için.
Sarıkamış’ta binlerce gencecik fidan soğuktan kırılmış, donmuş.
Çanakkale geçilmez demişiz 350000 fidanımızın orada sel olmuş akmış kanı.

Şimdi ise aramıza fitne tohumları ekilmiş. Et ile tırnak olmuş iki toplumu birbirine düşman etmeye çalışmışlar.

Bir coğrafya düşününki, orası “Yahudilerin vaat edilmiş topraklar dedikleri “yer.
Bir coğrafya düşününki, orası “süper devletlerin petrol rezervi olarak ilan ettikleri alan.”
Bir coğrafya düşününki, orası bütün gizli servislerin cirit attıkları alan. Bütün servisler ayrı bir hesap peşinde.

Bu coğrafyada Kürt devleti kurmak istiyorlar. 1000 yıldır birlikte yaşamış kardeş iki milleti düşman etmeye çalışıyorlar.

Bu talep yeni değil. Yüz yıllar öncesinden başlatılmış.
Yıllarca evvelinden Kürtlere demişler ki “ Sizin nüfusunuzu artırmanız lazım.”
Bakıyorsun evlerinde yiyecek ekmekleri yok. Ama kadroyu tamamlamışlar. Babaların iki üç evlilikten 10 – 12 çocuğu olmuş.

Anadolu insanı iki çocuğuna iş bulamıyor. Peki, aç insan 12 çocuğa nasıl iş bulup, nasıl karnını doyuracak?
Tabi buralarda elektrik parası yok, su parası yok, devlete vergi verilmez. Bu devlete TC. denilir. Bizim devletimiz bile demiyorlar. Ondan sonra her şey devletten bekleniyor. “Devletin işi ne. Devlet gelsin yapsın.” Diyorlar.
Devlete iş yapan müteahhitlerin % 80 doğu kökenli.
Bu müteahhitlerce devlete yapılan inşaatlar ne durumda?
Depremlerde ilk yıkılan binalar kamuya ait binalar olduğu ortada. Toprağa gömülen milli servetimiz ortada.
Doğu ve Güneydoğuya köprü yapılıyor, konut yapılıyor, teşvikten mandıralar tavuk çiftlikleri yapılıyor.

Peki, nerde bu yapılan köprüler, binalar? Bir kısmı yerinde yok, parası alınmış ama binalardan eser yok.
Biz bunu yerinde bulamadığımız afet konutları ile görmüştük. Hatta konut alanı olarak kamulaştırılan tarlanın üzerinde eski sahipleri buğday ekiyor idi.

Anadolu insanının tüyü bitmemiş yetimin hakkı var dediği bu milli servet, haksızlıkla bazıları tarafından el konulur çalınırsa ne olur?
Haksızlıkla elde edilen servet kimseye yaramayacaktır. İki yakaları bir araya gelmeyecektir.

Bu memlekette:
Haksızlık, adaletsizlik, düzensizlik yok mu?
Birileri darbeler ile bankaların içini boşaltmadılar mı?
İnsanlarımıza ikinci sınıf insan gözü ile bakılmadı mı?
Oylarının bile hükmü olmadığı söylenmedi mi?
Bunların hepsi oldu. Ama ayrım yapılmadan bu ülkenin bütün insanına aynı muamele yapıldı.
İşin realitesinde sadece geminin kaptan köşkünde oturanlar ile bunun dışındaki insanlar vardı.
Geminin kaptan köşkünde oturan baronlar buradan çıkmamak için, bu millete karşı her türlü baskı ve şiddeti uyguladılar.
Haksızlıklara hep birlikte karşı çıkılım. Haklarımızı kanuni yollardan arayalım.

Ama şehirde mafya, uyuşturucu kaçakçısı, silah kaçakçısı, beyaz kadın ticareti ile uğraşıp dağda eşkıya olmayalım.
Benim askerime kurşun sıkıp, benim ekmeğime ortak olan benim insanım olamaz.
O kurşunu sıktıran kim, o talimatı veren kim. Ne yapılmak isteniyor?
Kürdü Eliza sarayında ağırlayanlar kürdü çok sevdiği için mi ağırlıyor?
Tarih ten hiç ders alınmayacak mı? Dün molla Barzani’yi niye kendi başına bırakıp gittiler?
Saddam’dan kaçan Peşmergelere Eliza sarayı ve diğer Avrupa ülkeleri niye el uzatmadılar? Gıda yardımı diye onlara bozulmuş köpek maması göndermediler mi?
Peşmergelere yine benim âlicenap milletim sahip çıkmadı mı?

Ama o Peşmergeler yurdumuza PKK’ya silah cephane getirdiler. Yardımcı oldular.
Tabi besle kargayı oysun gözünü.

Ergenekon teşkilatlanması yurdumuzda siyasi Kürtçülük harekâtına ön ayak olmadı mı?

Şu anda hem bölücülük hareketine devam ediliyor, hem de yeniden Iraktan Ülkemize kaçış olursa kaçanlara imkân tanınması ve kabul edilmesini temin için zemin hazırlanıyor.

Her insan kendi dilini rahatça konuşabilmeli. Şarkısını söyleyip gülüp eğlenebilmeli.
Ama bu normal haklar bölücülüğü neden olmamalı.
Federasyon istiyoruz, kendi dilimizde eğitim istiyoruz, kendi korumamızı kendi güvenlik güçlerimiz sağlasın gibi taleplere neden olmamalı.
Milletimizin bir deyimi var: “ Oynarken çulunu yırtma” derler.
Gün birlik zamanıdır. Düşman oyununa gelmeme zamanıdır. Yan yana durma zamanıdır
1000 yıllık bir birlikteliği bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.