.jpg)
NECDET
PORTAKAL- 8.5.2012
Ankara
Etlik General Tevfik Sağlam Caddesinde, beş adet beyaz eşya satış mağazası bulunan,
bünyesinde 35 kişi çalıştıran, başarılı bir ticari hayatı olan hemşerimiz. Onun
hayatını size aktarmaya çalışacağım.
MY-
Necdet Bey bize kendinizi tanıtabilirmisiniz.
11.2.1953
Senesinde Ankara da doğdum. Annem ve Babam İskilipli. Babam çalışmak için
İskilip’ten Ankara’ya gelmiş. Hisarda küçük bir ev tutmuşlar. 1968 yılına kadar
At pazarı denilen yerde, daha sonra 1977 yılına kadar Aktepe de oturduk.
Ortaokul ve liseyi Ankara’da okudum, Hacettepe biyoloji bölümünden 1978 yılında mezun
oldum.
İlkokul
üçüncü sınıftan itibaren sabahleyin saat dörtte kalkar, simitçiye gider 100
simit alır, okul vaktine kadar simitleri satardım. Sonra okula giderdim.
Öğleyin okuldan çıkınca gazete satar, akşamda akşam gazetesi satardım. Ayda 900
lira para kazanırdım. O zamanlar babamın 300 lira maaşı vardı. Kazandığım parayı idareli harcardım. Hayatta
prensibim, kazandığım paranın dörtte birini biriktirmek olmuştur. Bunu herkese
tavsiye ederim. İlerisi için muhakkak para biriktirmelidir.
Öğretmen
beş ortalı defter isterdi. Kırtasiye ye gidip 30 adet defter alırdım. Gider
okulun önünde defterleri satardım. Hem para kazanır, hem de kullanacağım defterim bana bedavaya kalırdı. Para kazanmak
benim için kolaydı. Kazandığım para ile anneme bilezik alırdım. Aldığım bileziği
anneme getirince, annem çok sevinirdi.
Anneme bilezikli Hatice Hanım derlerdi. Annem benim subay olmamı isterdi. Anneme
bu zevki tattırmak için, yedek subay olarak askerlik yaptım. Bu durumdan annem
çok mutlu olmuştu.
Ticaret
sevgisi bende küçükken başladı. Hisarda kale kapının önünde, çekirdek bisküvi
çikolata satardım. Küçükten itibaren esnafın yanında kredim vardı. Esnaftan
malı alıp satar, sonrada anaparasını öderdim.
Bir
gün Ulucanlarda bir kamyon çekirdeğin satıldığını gördüm. Çekirdeğe baktım iyi.
Çekirdeği kaça satıyorsun diye sordum. Çekirdeğin sahibi “sen git de baban
gelsin pazarlık edelim” dedi. Yanımda arkadaşım vardı. Dedi ki-“ Yaşının küçük
olduğuna bakma, bu esnaftır. Hesabına gelirse satın alır.” Dedi. Ben bu
çekirdeği satın alarak, 50 kiloluk çuvallara koyup depoladım. Her gün 30 kilo
çekirdeği fırında kavurarak, Hisarda kale kapısının yanında sattım. Benim
çekirdek sattığım yer, arkadaşlarımın buluşma yeri olmuştu. Arkadaşlarım çekirdekten
otlanmak isterlerdi, zarar ederim yemeyin derdim. Bu çekirdeği kavurup satarak,
iyi para kazanmıştım. İnsan kendi emeği ile çalışıp ürettiğinde, zarar etme
durumu olmuyor. Para anadan babadan kalırsa, onu iyi kullanmasını bilmiyor.
İskilip’e
gittiğimizde, akrabamız olan Namlıların bahçesine gittim. Oradan elma armut
toplayıp, gömleğimin ön tarafını alttan düğümleyip buraya doldurdum. Kucağımdaki
meyvelerle, Çorum yoluna çıktım. Baktım bir köylü eşeği ile geliyor. Ona “ beni
eşeğin ile İskilip’e götürürsen, sana elma veririm.” dedim. Adam gülümsedi. Bin
hadi eşeğin arkasına dedi. Bende eşeğin semerinin arkasına bindim. Böylece İskilip’e
geldik. Eşekten inince adama elma vermek istedim, gerek yok diye almadı.
Ortaokul
sonunda askeri okul girmek için, yalnız başıma İstanbul’a gittim. Okula kaydımı
yaptırdım. Daha sonra Ankara’ da imtihana girdim ama kazanamadım.
Üniversite
yıllarında çelik eşya atölyesi açtım. Hem okula gidiyor, hem de atölyeyi
çalıştırıyordum. Son sınıfa gelince bir dersten zorlandım. Okuldan mezun olmak
için bu dersi vermek zorunda idim. Okulu bitirip yedek subay olarak askerliğimi
yapmak durumundaydım. Aksi takdirde, er olarak askere gidersem, atölyem kapanma
durumunda kalırdı. İşin başında olmazsam, işin devam etme durumu yoktu. O derse
iyice çalıştım. Dersin hocasına gidip “ Hocam ben bu derse çok iyi hazırlandım.
Bu dersi verip sınıfı geçmek zorundayım. Şayet geçemezsem beni sözlü imtihan
yapacaksın.” Dedim. Saat dörde kadar okulun önünde bekledim. Hoca yukardan bana
git diye el salladı. Gitmeyip bekledim. Bu kez müstahdemi gönderip, dersi geçtin
diye haber gönderdi. Müstahdeme dedim ki” hoca camdan bağırsın gideyim. Yoksa
gitmem.” dedim. Hoca camdan bağırdı. Dersi geçtin git dedi ve oradan ayrıldım.
Okulu
bitirince diplomamı hiç kullanmadım. Ama insanın bir unvanı olması, Üniversite
mezunu olması çok önemli. Hâkimin polisin karşısına çıkıyorsun, hangi okul
mezunusun diye soruyor. Üniversite mezunuyum deyince şöyle bir düşünüyor. Aylık
kazancın ne diye sorduğunda 5-10 bin lira dersen bir kere daha düşünüyor. Böyle
olmayıp’ ta ortaokul mezunuyum. Asgari ücretle çalışıyorum dersen ona göre
değerlendiriyorlar. Bu sebeple, bir üniversite mezunu olmak şart.
Ekonomik
durumum iyi olmasına rağmen, kendimin taşıyamayacağı yükü başkasına
taşıttırmam. Taşıtacağım yükün önce ben altına girerim. Askerde iken sabahleyin
erkenden kalkar, pentatlon sahasında çukura önce kendim girer, çıkabilirsem
askerleri bu çukura sokardım. 59 yaşında
olmama rağmen, bu gün bile 1500 kilometre yolu araba ile gidip gelirim.
Yedek
subay olarak Gaziantep de askerliğimi yaparken, hafta sonu Antep’ den halı alır, Ankara’ya
getirirdim. Ankara’dan Antep e giderken, atölyeden demir masa sandalye götürürdüm.
Antep’e getirdiğim malları da, birlikte subay astsubay arkadaşlara satardım.
Zaten aldığım siparişe göre mal getirirdim. Böylece askerlik boyunca, atölyenin
işleri aksamadan devam etti.
Babam
benim işlerime karışmaz, beni izlerdi. Bir gün-“ Oğlum ben senin işlerine
karışmıyorum ama seni izliyorum. Piyasa ya bir sürü borç ediyorsun. Benim bir
dairem var, sana feda olsun ama senin borçların 20 daire satılsa da ödenmez.
Niye bu kadar borçlanıyorsun?” Dedi. Bende babama-“Baba şimdiye kadar kapına
bir alacaklı getirdim mi? Sana birisi bu oğlun sahtekâr, borcunu ödemiyor dedi mi?
Merak etme ben tedbirli davranıyorum. Şimdiye kadarda hiç sıkıntıya girmedim.”
Dedim. Babam bunu duyunca çok memnun oldu.
Babam
emekli olunca bana “ Oğlum şimdiye kadar ben sana bir takım elbise alamadım.
Seninle gidip kumaş alalım, terziye götürüp kendimize takım elbise diktirelim.”
Dedi. Babamı memnun etmek için babamın beğendiği, benim yaşıma uygun olmayan
kumaştan baba oğul elbise diktirip giyindik.
MY-
Çalışma hayatında kimi örnek aldınız.
Ticari
hayatta kendime Ömer Dileri örnek aldım. O bana bir takım tavsiyelerde bulunur,
onu can kulağı ile dinlerdim. Bir gün bana “ gel seni bir kıza bakmaya
götüreceğim.” Dedi. Üzerimde iş elbisem vardı. Ömer emmi bu elbise ile gidilir
mi deyince-“ olsun oğlum gel hadi” dedi. Gittik ama bir şey konuşmadan geldik.
Askerliği yapıp geldikten sonra bana-“ deli oğlan hazırlan da kızı istemeye
gideceğiz.” Dedi. Eşimle onun aracılığı ile evlendim.
Bir
kez onun müşterisine mal satmam söz konusu oldu. Hacı Ömer müşteriyi benim arabanın
içine bindirdikten sonra, kendisi arabanın kasasına çıkıp oturdu. Hacı Ömer’e “arabayı sen sür, ben kasaya bineyim” dedim.
Bana-“ Git lan arabanı sür. Benim işime karışma.” dedi. Mütevazılığı her zaman
korur, parasını dışarı yansıtmazdı. İnsanlar zenginledikçe, makam mevki sahibi oldukça
alçak gönüllü olmayı bilmeli, büyüklük taslamamalı.
Ömer
emmi bir gün bana gelerek, 100 adet dikiş makinesi alacağını söyledi. Tanesi
kaç liradan dedim. Şu anda söylediğim makinenin tanesinin fiyatı 13 bin lira
ama; ben 10 bin liradan olursa alacağım dedi. Bende İstanbul’a giderek,
istenilen dikiş makinesinin toptancısından tanesini 9750 liradan pazarlık ederek,
100 makine için bağlantı yaptım. Ankara ya gelerek Ömer emmiye makineleri
tanesini 10 bin liradan vereceğimi söyledim. Tanesinde 250 lira kazanarak makineleri Hacı Ömer’e
devrettim.
MY-
Gençlere ne tavsiye edersiniz.
KOSGEB
güzel bir olay. Önce işe ait kursa gidiyorsun. Sonra 30 bin- 80 bin lira arası
devlet karşılıksız kredi veriyor. Bu güzel bir imkân. Bu dal ciddi olarak değerlendirilerek,
iş sahibi olunabilir. Girilecek emek yoğun bir işle, para kazanmak mümkün. Elinizde
on liranız varsa, bunun bir lirası ile bir işte oynayın. On lirayı tek bir işe yatırırsanız,
bunu kaybettiğinizde her şeyinizi kaybedersiniz. İşi çeşitlendirirseniz birini
kaybederseniz, diğerleri ayakta kalır.
Kimseye borç para vermeyin,
kefilde olmayın. Birine yardımcı olmak istiyorsanız ona para verin, o parayı da
unutun. Geri dönmesini beklemeyin.
Bir müşterim vardı, elinde olmayan sebepler
nedeni ile iflas etti. Alacaklıları icraya gittiler. Bu müşteri dürüst birisi
idi. Borcunu hiç aksatmazdı. Müşterinin senetlerini alıp yanını gittim.
Senetlerini verip” bunları yırtıp at, ilerde eline para geçerse, borcunu bana
ödersin.” dedim. Böyle söyleyince ağladı. Akrabalarım bile beni icraya
verdiler. Sen senetlerimi yırt diye elime veriyorsun dedi. Bu arkadaş altı sene
sonra borçlarını bana ödedi.
İskilip’te
Ganik şekerleme ile Greyderi tebrik ediyorum. Birçok hemşerimize iş veriyorlar.
Böyle işyerleri çoğalırsa istihdam artar. Ben dünyanın her tarafını gezdim,
inceledim. Çin de işçiler aylık 60-100 dolara çalışıyorlar. Bizim memleketimiz
dünyanın en güzel yeri. Dört mevsimi birden yaşıyoruz. Yediklerimizin tadını alıyoruz. Tek kusurumuz çok çalışmamak. Boşa vakit
geçirmek. Bunu üzerimizden atıp, bayram seyran demeden çalışmalıyız. Benim
cumartesi pazarım, bayramım yok. Her zaman işimin başındayım. Yeri geliyor bir
araba malı 800 kilometre yere götürüp boşaltıp geliyorum. Allah’ta bana
kazancımı veriyor.
İş
hayatına atılacak kişinin, işi ile ilgili eziyeti öncelikle kendisinin çekmesi
lazım. İş yerinde, işçiden daha çok kendisinin
çalışması lazım. Çıraklığını yapmadığı işe girmemesi lazım. Çok para kazanılır
denilen işin, riski çok olur. Sakın böyle bir işe girmeye kalkışmasınlar. Gençlere
sermayesi az, emeği çok işe başlamalarını tavsiye ederim.
Necdet
Bey hemşerimize bu güzel sohbet için teşekkür eder, başarılarının devamını
dilerim.
Mustafa
Yolcu